https://www.faz.net/-gqz-9njaq

Erdoğan ve basın özgürlüğü : Yerli basın tamam, sıra yabancıda!

  • -Aktualisiert am

„Rabia-Gruß“ der islamistischen Muslimbrüder: Erdogan vor wenigen Tagen bei einer Rede vor Sicherheitskräften in Istanbul Bild: AP

Hapisle, mali baskıyla yerli medyayı kontrol eden Saray’ın şimdiki hedefi yabancı basın. Akreditasyon iptalleriyle, yabancı gazeteciler göçe zorlanıyor. Türkiye’nin gerçeklerini Türkçe anlatan yabancı kuruluşlar da, terörist ilan ediliyor.

          Bizim kültürümüzde, evimizde yaşananların dışarıya aktarılması en büyük günahlardan biridir. Mesleğinizin gazetecilik olması, günahın büyüklüğünü pek değiştirmiyor. Türkiye’de yaşananları dünya ile paylaşmak, neredeyse vatana ihanetle bir tutuluyor. Yaklaşık 3 yıldır, FAZ’a İstanbul’dan Mektuplar gönderiyorum. 22 yıllık meslek hayatımda, bu mektuplar yüzünden yediğim kadar hakaret almadım. Neredeyse her mektuptan sonra internet üzerinden hakaret ve tehdit dolu mesajlar düşüyor posta kutuma. Bazen terörist oluyorum, bazen Alman ajanı!

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          Mesajların çoğunluğu Almanya’dan. Mesela Aziz P, “Sen ne hakla Türk milletini Nazilere kötü gösteriyorsun?” diye başladığı mesajı, “Dinsiz, imansız, orospu çocuğu” gibi nazik ifadelerle bitirmiş. Ramazan E.’ye göre Alman gazetesine yazarak vatanımı satıyorum. Tuncay S.’nin önerisi ise şöyle: “Madem Türkiye’yi kötülüyorsun, niye orada yaşıyorsun hâlâ?” Bazı okurlar ise Almanya’da yaşadığımı düşünerek açıktan tehdit ediyorlar. Burak G., ağır küfürlerle başladığı mesajını şöyle bitiriyor: “Erdoğan’ın Berlin’de çok askeri var. Sen bekle…”

          Yukarıda anlattıklarımın kişisel olduğunu düşünmeyin sakın. Türkiye’de yaşananların dünyaya aktarılmasından hazzetmeyenler, öfkeli İslamcı ve milliyetçiler de değil sadece. Türkiye medyasının yüzde 95’ini direkt ya da dolaylı olarak kontrol eden Saray da, Türkiye’deki yabancı gazetecilere göz açtırmıyor. Basın kartlarını verme yetkisini elinde tutan devletimiz, özellikle eleştirel haberler yapan yabancı gazetecilerin akreditasyonunu uzatmıyor. Çok sayıda yabancı meslektaşımızın başvuruları, Saray’daki basın bürosunda bekletiliyor. Riske girmek istemeyen medya kuruluşları da, akreditasyon alamayan muhabirlerini Türkiye’den çekmek zorunda kalıyor.

          Türkiye’yi dünyaya anlatmanın bir bedeli var. Ama Türkiye’yi Türkiye’ye anlatmak da o kadar kolay değil. Erdoğan’ın özgür basını susturmasıyla, vatandaşlar alternatif medyaya yöneldi. Tam da bu noktada uluslararası yayın kuruluşlarının Türkçe servisleri, Türkiye medyasının yayınlamaya cesaret edemediği haberleriyle neredeyse ana akımın yerini almaya başladı. Okurların kendilerine yöneldiğini fark eden Deutsche Welle Türkçe, BBC Türkçe gibi kuruluşlar da, bu ilgiyi karşılamak için haber yelpazelerini genişletmeye, muhabir kadrolarını daha da güçlendirmeye başladı. Türkçe yayın yapanlar sadece Avrupalı yayın kuruluşları da değil. Rusya’nın Sputnik’i, ABD’nin Sesi, Çin’in devlet televizyonu, İran devlet ajansı gibi kuruluşlar da hatırı sayılır bir okur kitlesine ulaştı.

          Bu “tehlike” üzerine Ankara harekete geçti. Yerli medyaya yönelik baskıyı, dışarıdan yayın yapan yabancılara uygulayamayan iktidar, çareyi karalama kampanyası başlatmakta buldu. DW'nin liderliğinde kurulan +90 adlı Youtube kanalı ise iktidar medyası için bardağı taşıran damla oldu. Erdoğan’ın 25 yıl boyunca verdiği kamu ihaleleriyle desteklediği Yeni Şafak Gazetesi, geçen hafta “Küresel Medya Kuşatması” manşetiyle çıktı. Gazeteye göre, “Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı siyasi, askeri ve ekonomik saldırılara paralel olarak küresel medya kuşatması da yoğunlaşıyor. Yabancı medya kuruluşları, Türkiye’yi 'Türkçe’ yayınlar ile hedef alıyor.” Gazeteye göre bu yabancı kuruluşlar, PKK gibi terör örgütlerinin hamiliğini üstleniyor. Yeni Şafak, manşetinde sadece yabancı medya kuruluşlarını hedef almadı. Gazete, dış basına çalışan ve aralarında benim de olduğum birçok gazeteciyi isim vererek hedef gösterdi.

          Türkiye’ye yabancı medya ilgisi sebepsiz değil. Doğa gibi medya da boşluk kaldırmıyor. Özgür basın susturulmasaydı, onlarca gazeteci hapse atılmasa, yüzlercesi iktidar baskısıyla işsiz bırakılmasaydı, şikayet edecekleri bir “küresel medya kuşatması” olmayacaktı. Sebep olanların sonuçtan şikayet ettiği bir ülke burası.

          Bu arada küçük bir dipnot bilgisi: Yabancıların Türkçe yayın yapmasından şikayet eden Yeni Şafak’ın kendisi, İngilizce ve Arapça dillerinde de yayın yapıyor. Erdoğan yanlısı medyanın en büyüğü Sabah Gazetesi’nin İngilizce gazetesi, Almanca internet sitesi var. Devlet televizyonu TRT’nin 34 dilde, resmi haber ajansı Anadolu Ajansı’nın ise 13 dilde yayını var! Anlayacağınız, hepimizin vergileriyle yarımızı terörist ilan eden medyalar da dünyayı her dilde “kuşatıyor"!

          Weitere Themen

          Türkiye demokrasisinin üvey evlatları: Kürtler

          İstanbul’dan mektuplar : Türkiye demokrasisinin üvey evlatları: Kürtler

          Ankara, daha seçilmelerinin üzerinden 5 ay bile geçmeden HDP’li 3 belediyeye neden kayyum atadı? Erdoğan, muhalefetin milliyetçi oylarını almak ve Kürtleri sandığa küstürerek muhalefet blokundan koparmak istiyor. Nihai hedef ise İstanbul seçimleriyle birlikte karşısında oluşan muhalefet blokunu, 2023 Saray seçimlerinden önce parçalamak.

          Freunde kennt er nicht

          Martin Amis wird siebzig : Freunde kennt er nicht

          Der britische Schriftsteller Martin Amis ist gnadenlos und ehrlich – gegen sich selbst und andere. Für seine Schärfe ist er berühmt, mit politicial correctness darf man ihm nicht kommen. Heute wird er siebzig.

          Topmeldungen

          G-7-Gipfel in Biarritz : Jetzt wird es ungemütlich

          Bislang hat Donald Trump auf dem G-7-Gipfel in Biarritz alles und jeden gelobt. Doch an diesem Sonntag stehen die weltweiten Handelskonflikte auf der Agenda. Die Stimmung dürfte frostiger werden – auch bei Angela Merkel.

          Bundesbankpräsident Weidmann : „Ich sehe keinen Grund zur Panik“

          Die Aussichten für die Konjunktur trüben sich ein. Bundesbankpräsident Weidmann hält einen Großeinsatz der Geldpolitik aber für falsch. Im Interview spricht er über den drohenden Abschwung, übertriebene Angst vor Inflation – und warum die Zinsen noch tiefer sinken können.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.