https://www.faz.net/-iha-9d47w

İstanbul’dan mektuplar : Yeni Türkiye’nin formülü: Sansür, oto sansür, hakikat karartma

  • -Aktualisiert am

Im türkischen Fernsehen lieber verpixelt: Die Schauspielerin Selena Gomez trägt ein anstößiges Symbol um den Hals – hier bei der Premiere von „Hotel Transsilvanien 3“ Ende Juni in Kalifornien. Bild: AFP

AKP’nin Türkiye’de otokrasiyi adım adım örerken kullandığı en büyük enstrümanlardan biri, medyayı ele geçirme operasyonuydu. Türlü yöntemlerle basının yüzde 93’ünü kontrol etmek yetmedi. Geri kalanların yazabildikleri haberler de, artık tek tuşla “tarihe karışıyor!”

          4 Min.

          Kör topal da olsa, darbelerle kesintiye uğrasa da bir demokrasi geleneği bulunan Türkiye’nin tek adam rejimine dönüşmesi bir anda olmadı. 2000’lerin başında, eski sistem partilerinin ekonomik kriz sonucu tasfiye olmasıyla iktidarı yakaladı Erdoğan. İnce bir stratejiyle, Türkiye’yi adım adım, oy verme dışında hiçbir demokratik boyutu olmayan bir ülkeye dönüştürmeyi başardı. Kemalist refleksleriyle bilinen orduyu kumpas operasyonlara pasifize etmesi, muhalefeti çeşitli yöntemlerle devre dışı bırakması, kendi partisindeki olası rakipleri tasfiye etmesi, başta Batı ile olmak üzere uluslararası ilişkilerde diplomasi yerine at pazarlığı modelini devreye sokması, Erdoğan’ın tahakküm rejiminin inşasında önemli adımlardı. Ama bağımsız medyanın, bir üst başlıkla tanımlayacak olursak, eleştirel seslerin tamamen ortadan kaldırılması, “Yeni Türkiye”nin kurucu ilkesidir.

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          Medyayı ele geçirme operasyonu da bir anda olmadı. Her adımda gücünü test ederek, bir sonraki hamleyi yaptı Erdoğan. Önce medya patronlarının başka sektörlerdeki hamlelerinin önünü kesti. Bir nevi mali kaynaklarının boğazını sıktı. Miting meydanlarında gazete ve medya patronlarının adını vererek boykot tehdidinde bulundu. Bu şekilde baskı altına aldığı medya patronlarını arayarak, beğenmediği gazetecileri kovdurmaya başladı. Aynı anda, kendi medyasını yaratmak için de düğmeye bastı. Devlet ihaleleri verdiği işadamlarına ya gazete satın aldırdı ya da yeni medya grupları kurdurdu. Kendi iktidarını öven, izlenme ve okunma oranları yerlerde sürünen bu medya kuruluşlarını elbette devlet bankalarının reklamlarıyla ayakta tuttu. Son ve ölümcül aşama, gazete ve televizyonların kapatılması, onlarca gazetecinin de hapse atılmasıydı. Son birkaç yılda yaşanan bu en trajik kısmı detaylı olarak biliyorsunuz zaten…

          Bülent Mumay

          Birazdan anlatacaklarım için yazdım yukarıdaki özeti. Bugünlere nasıl geldiğimizi bir kez daha anımsatmak için… Medyada yaşamasına “izin verilenler”in bir o kadar trajik durumunu anlatabilmek için. Erdoğan rejiminin şimdilik yaşamasına izin verdiği ana akım medya kuruluşlarının büyük bir bölümü, ayakta kalabilmek için iktidara yönelik sıfır hata ile yayın yapmaya çalışıyor. Ya Saray'ın hoşuna gitmeyecek haberleri hiç yayınlamıyorlar, ya da en zararsız biçimiyle en görünmeyecek yerlere koyuyorlar. Televizyon bültenleri Erdoğan demeçleriyle başlıyor, ülkenin ve dünyanın gündemi ajans bülteni monotonluğunda izleyiciye aktarılıyor.

          İktidardan azar işitmek istemeyenler, işi gücü gazetecilik olanlar değil sadece. Eğlence kanalları da Erdoğan’ın toplum mühendisliğine uygun yayın yapmaya çalışıyorlar. Türkiye’de çok popüler olan televizyon dizileri, devletin sansür kurulundan ağız cezalar yememek için oldukça “edepli” davranıyorlar. Dizideki iki âşık, şarap kadehlerinde sadece su içebiliyorlar mesela. Kahramanlarımızın ilişkileri de hep sohbet etmek üzerine kurulu. Öpüştüklerine hiç tanık olmadık. Sevişmelerinden hiç söz etmiyorum bile. Edemiyorum, çünkü ne yaşandığını bilmiyoruz. Hani Erdoğan öncesindeki “eski Türkiye”de de muhafazakar izleyicileri kızdırmamak için belli bir sınır vardı. Örneğin bir çift öpüşmeye başlardı -bu kadarına tanık oluyorduk- ama biraz ileri gitmeye başladıklarında kamera gökyüzüne doğru zoom yapardı. Devamında ne olduğunu görmezdik ama en azından gökyüzünün altında yaşananları tahmin ederdik.

          Weitere Themen

          What ‘de facto’?

          İstanbul’dan mektuplar : What ‘de facto’?

          Alman Bertelsman Vakfı, demokrasi liginden çıkardığı Türkiye için “de facto diktatörlük” demiş. Trollerin de, iktidar temsilcilerinin de muhalifleri ölümle tehdit ettiği bir ülke için “de facto” nitelemesi fazla değil mi?

          Topmeldungen

          Höchste Genauigkeit: Ein chinesisches Vermessungsteam nimmt am Mittwoch Untersuchungen am Gipfel des Mount Everest vor.

          Erste Touren trotz Corona : 5G auf dem Mount Everest

          Chinesische Vermesser erreichen den Gipfel des Mount Everest – entlang der Aufstiegsroute haben sie 5G-Sendemasten installiert. Ungewiss ist, wie die Zukunft des Bergsteigens an den höchsten Gipfeln der Welt aussehen wird.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.