https://www.faz.net/-iha-9i9qi

İstanbul’dan mektuplar : Türkiye medyasını Charlie Hebdo katliamı ile terbiye etmek!

  • -Aktualisiert am

Feuerwerk über dem Bosporus: die Silvesternacht in Istanbul Bild: Picture-Alliance

Neyi kutlayacağımıza, sevgilimize nerede sarılacağımıza karışan Diyanet ağzını açmadı. Tweet atanlara soruşturma açan yargımız kılını kıpırdatmadı. Her konuda söyleyecek sözü, atacak fırçası olan Erdoğan’dan sembolik de olsa bir tepki gelmedi.

          Türkiye’yi bugünlerde esir alan siyasal İslamcı otokratik düzen, bir anda kucağımızda bulduğumuz bir şey değil. Osmanlı’dan devralınan ve tam kesilemeyen hesaplar, sağ iktidarların oy uğruna dini bir söylemle iktidarlarını uzatma isteği, İslamcı gruplara verilen tavizler, cumhuriyetin kurucu ideolojisinin bazı hataları gibi birçok şeyin sonucunu yaşıyoruz bugün.

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          İslamcıların bu topraklarda serpilirken doğal olarak en büyük “besin” kaynakları dinin kendisiydi. Laik cumhuriyete düşman olan İslamcılar, dinin hayatın her alanını düzenlemesinin peşindeydiler. Bu nedenle bütün propagandaları, herhangi bir kavramın dini ya da din dışı olması üzerineydi. Kız ve erkeklerin aynı okullarda eğitim görmesinden, kadınların iş hayatındaki varlığına kadar birçok alanda dini referanslı itirazları vardı. Egemen oldukları ya da olacakları her alanı da bu şekilde düzenlemeye kararlılardı.

          Bülent Mumay

          Bu anlamda tek hedefleri, eğitimin ya da siyasetin dini bir söylemle yeniden tasarlanması değildi. Sivil yaşamı da dinselleştirmek, “din dışı” buldukları gelenekleri de ortadan kaldırmak istiyorlardı. Ülkenin gelenekselleşen ritüellerini, kutlamalarını bile din üzerinden tanzim etmek peşindelerdi. 31 Aralık gecesini 1 Ocak’a bağlayan yılbaşı gecesini kutlamak da, İslamcıların bu topraklarda en büyük savaşı açtıkları şeylerden biriydi.

          Hıristiyanların Noel'i kutlamasıyla, yeni yılı karşılamayı kasıtlı olarak aynı şey olarak gördüler. Yeni yılı kutlayanları da dinden uzaklaşmak, Hıristiyanların geleneğini yerine getirmekle suçladılar. Oysa Türkiye’de de birçok toplumda olduğu gibi yapılan tek şey; yeni yılı karşılamak, gece 12’ye doğru geri sayım yapmaktan ibaretti. Erdoğan’ın savaş açtığı “eski Türkiye”de yılbaşlarında bütün aile evde toplanır, en güzel yemekler pişirilirdi. Piyango çekilişi için biletler kontrol edilir, eğer muhafazakar bir iktidarımız yoksa gece 12’ye doğru ekrana çıkacak olan dansöz heyecanla beklenirdi.

          İslamcılar, din dışılık söylemi üzerinden bu tabloyu değiştirmek istediler. Pek başarılı olamayınca alternatif bir yeni yıl kutlaması icat ettiler. Erdoğan’ın içinde yetiştiği Milli Görüş hareketi, aniden 31 Aralık tarihini “Mekke’nin Fethi” kutlamasına dönüştürdü. Bundan ne Mekke’nin haberi vardı, ne de tarihin… Her türlü dini kutlamayı hicri takvime göre yapanlar, yılbaşına alternatif olsun diye Mekki’nin Fethi’ni miladi takvimi esas alarak 31 Aralık’a sabitledi. İşin tuhafı, miladi takvime bile fethin tarihi 31 Aralık değli, 11 Ocak!

          Bu uydurma kutlama da işe yaramadı. Evlerde tombalalı, geri sayımlı kutlamalar devam etti. Ama siyasal İslamcı ideolojinin büyümesi, 90’lı yıllardan itibaren yerel iktidarlar üzerinden egemen olmaya başlamasıyla yılbaşına açılan savaş, etkisini önce sokaklarda göstermeye başladı. Kent meydanlarında yapılan kutlamalar tarihe karıştı, ışıl ışıl süslenen büyük caddelere veda ettik. Ama İslamcı otokrasinin ülkenin yönetimini devralmasıyla, yeni yılı evde karşılamak en büyük günah ilan edildi. Çok eskiden sokak aralarında, üzerine çarpı atılmış Noel babalı el ilanı dağıtan İslamcıların düşleri, artık iktidar tarafından seslendiriliyor.

          Saray’ın emrindeki devletin din kurumu Diyanet, 31 Aralık’tan birkaç ay önce bir mesaj yayınlayarak, “Yılbaşı kutlamak en büyük günahlardandır” açıklaması yaptı. Bilim, sanayi ve teknolojiye ayrılandan tam 4 kat daha fazla bütçesi olan Diyanet, yılbaşı kutlayanları “kafir”lere benzetti. Yani yılbaşı kutlaması yapanlar, kendi ödedikleri vergilerle “faaliyet” gösteren bir kuruluş tarafından, dinden çıkmakla suçlandı. Tarikat yurtlarında çocuklara tecavüz edilmesine, din adına kafa kesenlere, yolsuzluklara karşı sesini çıkarmayanlar; yeni yıla merhaba demeyi belli ki daha büyük bir günah sayıyorlar.

          Bu arada ülkeyi ve toplumu dinsel kurallarla yönetme hülyasının, her türlü muhafazakar baskının bir işe yaramadığını onlar da görüyor olmalı. Aynı Diyanet’in “üzülerek” yaptığı şu açıklama, hayatın doğal akışının tersine çevrilemeyeceğini gösteriyor: “Anadolumuzun milliyetçi muhafazakâr şehirlerinde dahi, kalabalık cadde ve sokaklarda, sarmaş dolaş olmuş vaziyette, hatta dudak dudağa sevişen gençleri üzülerek görmekteyiz.”

          Hayatlarımızı din üzerinden şekillendirmek isteyenlerin yılbaşı kutlamalarından, sokaklarda sarılmaya kadar birçok şeye karışmaları ne yazık ki artık şaşırtmıyor. Ama geçen hafta aynı Diyanet’te çalışan bir bürokratın saldığı bir tehdit, bugüne kadar yapılan dini baskıların, tehditlerin aslında bir hiç olduğunu ortaya koydu. Bu topraklarda farklı düşünmenin bir bedeli olduğunu hep biliyorduk. Ama muhtemelen “demokrasi” tarihimizde ilk kez, devletin kıdemli bir imamı, bir basın kuruluşunu katliamla tehdit etti.

          Türkiye’nin en etkili haber portallerinden biri olan Oda TV, geçtiğimiz günlerde ilahiyatçı Nazif Ay’ın bir makalesine yer vermişti. Cihat kavramının okul müfredatlarına girmesine karşı çıkan ilahiyatçı, ders kitaplarındaki vahim örnekleri sıralamıştı. Bu makale, çok da şaşırtıcı olmayan bir şekilde aşırı dinci bazı grupların tepkisini çekti. Ama Diyanet’in bürokratı Ahmet Altınok, makaleyi yayınlayan Oda TV’ye kanlı bir tehdit savurdu. 2015’te Paris’te Charlie Hebdo dergisine El Kaide’nin yaptığı saldırıyı hatırlatan Altınok, “Onların yanlarına kâr kalmadı” diyerek gözdağı verdi. Devletin memuru, Oda TV’de çalışan gazetecilere de  şu tavsiyede bulundu: “Ölmeden önce tövbe etsinler…”

          Sokaklarda öpüşmemize kızan, yeni yıla nasıl gireceğimize karışan Diyanet, kendi bürokratının gazetecilere katliam hazırlatması yapmasına tek kelime etmedi. Sessizliğini koruyan sadece Diyanet de değildi. Tweet atana soruşturma açan, iktidarı eleştiren sanatçıları sabah polis eşliğinde mahkemeye çıkaran, barış için imza atan akademisyenlere hapis cezaları yağdıran yargımızdan da “çıt” çıkmadı.

          Kaç çocuk yapmamız gerektiğini bizden daha iyi bilen, paramızı nereye yatıracağımıza karar veren, oy tercihimize göre bizi terörist ilan eden, her konuda söyleyecek sözü, atacak fırçası olan Erdoğan da bu konuda “sessiz” kalmayı tercih etti. Gazetecilere El Kaide saldırısı tehdidi savuranlara hiçbir şey yapmayan Erdoğan, aynı günlerde ABD üzerinden tüm dünyaya şu taahhütte bulunuyordu: “Siz Suriye’den çıkın, IŞİD ile mücadeleyi biz yaparız.” Bakalım bu mücadeleye önce kendi bürokratlarından başlayacak mı…

          Weitere Themen

          Türkiye’nin en hızlı büyüyen holdingi: Diyanet A.Ş.

          İstanbul’dan mektuplar : Türkiye’nin en hızlı büyüyen holdingi: Diyanet A.Ş.

          Yasaklarla, TOMA’larla Beyoğlu’nu bitirdiler. Kültür ve sanatın kalbinin birkaç yüzyıldır attığı yer, adım adım kitch’liğin merkezine dönüştü. İstanbul’da oluşan alternatif gettoları da rahat bırakmaya niyetleri yok. Bomonti Bira Fabrikası’nın Diyanet’e devredilmesi oldukça planlı bir adım gibi görünüyor.

          Ba-ba-ba-ba-Batman! Video-Seite öffnen

          Comic-Reihe wird 80 : Ba-ba-ba-ba-Batman!

          Wie in Gotham City wurde in Mexiko Stadt pünktlich um 8 Uhr abends das Batman-Symbol an ein Hochhaus geworfen. Viele Fans ließen sich das Spektakel zum 80. Geburtstag der Comic-Reihe nicht entgehen.

          Schöner fahnden

          Serie „Auckland Detectives“ : Schöner fahnden

          Im ZDF ermitteln die „Auckland Detectives“: Polizistin Jess Savage muss einen traumatischen Unfall und den Verlust ihres Ehemannes verarbeiten. Doch zur Ruhe kommt sie nicht, als auf Waikehe Island ein Fall den nächsten jagt.

          Topmeldungen

          Länger leben : Kerle, macht’s wie die Frauen

          Von der Gleichstellung der Geschlechter profitieren auch Männer – sie sind gesünder und leben länger. Die regionalen Unterschiede, die in einer Studie sichtbar werden, überraschen.
          Viele Fragen an den Präsidenten in der Whistleblower-Affäre: Donald Trump beantwortet Reporterfragen vor dem Weißen Haus.

          Telefonat mit Selenskyj : Trumps Erpressung

          Für Donald Trump ist das Telefonat mit dem ukrainischen Präsidenten nicht verwerflich. Er sieht nichts Schlimmes darin, seine Macht zu nutzen, um politischen Konkurrenten wie Joe Biden zu schaden. Dabei beginnt der Skandal schon an anderer Stelle.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.