https://www.faz.net/-iha-913j6

İstanbul’dan mektuplar : Yeni Türkiye’nin Nefret İklimi

  • -Aktualisiert am

Ein Artikel wie eine Anklageschrift: Die türkische Zeitung Akşam knöpft sich auf der ersten Seite den deutschen Journalisten Frank Nordhausen vor. Das Blatt gehört dem Unternehmer Ethem Sancak, einem Vorstandsmitglied von Erdogans Partei. Bild: Akşam

Almanların kafasında hep aynı soru: “Erdoğan neden bizimle uğraşıyor?” Yaşanan krizde her iki tarafın politik ve diplomatik çıkarların payı elbette var. Ama işin çok farklı bir boyutu var. 2010’dan bu yana içeri kapanan, kendi gibi düşünmeyen vatandaşını hain, terörist ilan eden, sürekli iç ya da dış düşman üreten bir iklim hüküm sürüyor buralarda. “Ilıman” Akdeniz iklimimiz, artık sadece coğrafya kitaplarında kaldı.

          4 Min.

          Almanya ile Türkiye arasında son dönemde yükselen gerilimde iki taraf da kendisini türlü sebeplerle haklı görüyor. Ankara’ya soracak olursanız, “Almanya teröristleri koruyor, hatta destekliyor, bizi bölmeye çalışıyor, 3. havalimanımızı kıskanıyor. Büyümemizi istemiyor…” Türkiye’nin Almanya’ya yönettiği suçlayıcı tezler uzatılabilir. Berlin yönetimi ise öncelikle Ankara’nın Nazizm hatırlatmasına varan suçlamalarından, vatandaşlarının Türkiye’de tutuklanmasından, son olarak da Erdoğan’ın seçimlere müdahalesinden şikayet ediyor.

          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın
          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne

          Karşılıklı bu suçlamalar, diyaloğun ve diplomasinin yolunu tıkıyor kuşkusuz. Yaşananların toplumsal zemininde Almanya açısından ne tür unsurların bulunduğunu tam olarak kestirmem mümkün değil. Ama Türkiye tarafında bu gerilimin arka planında yatan ve Batı basınında çıkan gündelik haberler arasında ıskalanan bir iklimden söz edeceğim size. Türkiye’de AKP iktidarının son yıllarda pompaladığı, bizzat yönettiği ve sonuç aldığı “Nefret İklimi”nden…

          Bülent Mumay

          Türkiye'de Erdoğan rejimine dair neredeyse tüm tarafların üzerinde birleştiği bir milat var: 2010. Erdoğan’ın o dönemki gayriresmi ortağı olan Fethullah Gülen cemaatiyle birlikte anayasayı değiştirerek devleti şekillendirmeye başladığı tarih. Kendisini en güçlü gördüğü bu tarihten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kutuplaştırıcı söylem yükseldi, neredeyse toplumun bütün kesimleriyle restleşmeler başladı. Bu süreçte Avrupa Birliği’nden gelen olumsuz sinyaller, ABD ve bölgesel aktörlerle başta Suriye olmak üzere birçok konuda ters düşülmesi gibi sebeplerin de, Erdoğan’ın içe kapanmasında rolü oldu kuşkusuz. Erdoğan’ın gerek gücünün zirvesinde olması, gerekse Batı Kulübü ile birçok alanda anlaşmazlığa düşmesiyle 'Nefret İklimi’nin tohumları ekilmeye başladı.

          2012’de “Dindar bir nesil yaratacağız” açıklaması yapan Erdoğan, ülkedeki seküler yaşamı tehdit edecek adımları hızla atmaya başladı. Din adamı yetiştirmek üzere kurulan liselerin sayısı çoğaltıldığı gibi, normal okulların müfredatına da yeni dini dersler eklendi. Birçok köklü okulda karma eğitime son verildi. İnternet sansürlendi, evrim teorisini anlatan siteler bile bloklandı. Adeta otoriter bir baba figürü tarafından yönetiliyorduk. Sürekli ne yapacağımızı söyleyen, sınırlarımızı bize sıklıkla hatırlatan bir babamız vardı. İçki satış saatleri kısıtlandı, açıkta alkol kullanımı yasaklandı. Erdoğan, “İçki içen alkoliktir” açıklaması bile yaptı.

          Kadınlar da bu “baba uyarıları”ndan nasibini aldı elbette. Herkese en az 3 çocuk yapılmasını tavsiye eden Erdoğan, çocuk yapmak istemeyen kadınları “eksik” olarak tanımladı. Cinsiyet eşitliği konusunda da gereken ayarı verdi: “Kadınla erkeği eşit konuma getiremezsiniz.” İstanbul’da Boğaz kenarındaki ofisinden dışarı bakan Erdoğan, vapurdan inen kız ve erkeklerin el ele olmalarını bile eleştiriyordu.

          Kuşkusuz bu yaklaşımların tek amacı “dindar bir nesil yetiştirmek” değildi. Muhafazakar, kendisi gibi düşünmeyeni düşman belleyen, içine kapanmış, farklı olana tahammül edemeyen, her şeyin arkasında yabancı parmağı arayan bir toplum olma yolunda ilerliyorduk. Bunu kabul etmeyip isyan edenler de açıkça tehdit ediliyordu. Erdoğan, Gezi isyanına katılanların gözünü şu cümlelerle korkutuyordu: “Yüzde 50’yi evde zor tutuyoruz!” Kuşkusuz bu kadarı ona yetmiyordu. Dindarlığın yanı sıra, milliyetçiliği de yükseltmek istiyordu. Kürt sorununun çözümü için, binlerce insanı kaybettikten sonra bizzat kendi kurduğu barış masasını bir tekmeyle devirdi. Dindar nesle, milliyetçi takviye gerekiyordu çünkü. Neo-Osmanlı adımları atmak için gerekli koalisyon oluşmuştu artık.

          Weitere Themen

          Die Lunge im Kirchenfenster Video-Seite öffnen

          Göttlicher Odem : Die Lunge im Kirchenfenster

          Ein katholisches Gotteshaus in München brauchte neue Glasfenster. Zum Zug kam ein Künstler, der ein Stück Medizinalltag in ein Symbol für Leben und Vergänglichkeit verwandelte.

          Das große Dazwischen

          Neue Nowitzki-Biografie : Das große Dazwischen

          Thomas Pletzingers umwerfende Biografie „The Great Nowitzki“ erzählt die Geschichte der Würzburger Basketballegende Dirk Nowitzki. Im Interview verrät der, wie er sich sein Leben zwischen Deutschland und Dallas künftig vorstellt.

          Topmeldungen

          Wahl in Thüringen : Die AfD und die Abgehängten

          Björn Höcke ist unter den thüringischen Wählern nicht gerade beliebt. Viele wollen ihre Stimme trotzdem der AfD geben. Ein Besuch in einer ihrer Hochburgen.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.