https://www.faz.net/-iha-9v7ml

İstanbul’dan mektuplar : Türkiye’den adalet manzaraları: Sarılmak suç, cezası sürgün

  • -Aktualisiert am

Regierung und Opposition, vertikale oder horizontale Architektur: Da kommt es in der Türkei gerne einmal zu Verwechslungen. Hier ein Neubauviertel in Istanbul. Bild: Picture-Alliance

17 yılın sonunda işsizlik rekor kırdı, “Bu ülke bu hale gelmeli miydi?” dedi. Memleketi betona boğdular, “yatay mimariden yana” olduğunu açıkladı. Saman bile ithal eden ülkeye döndük, “Tarımda dışa bağımlılık çok tehlikeli” diye dert yandı. Muhalefeti bile kimselere kaptırmayan bir Cumhurbaşkanımız var bizim.

          4 Min.

          “Eski Türkiye”de katı devletçi anlayışı en iyi özetleyen ifadelerden biri, 1940’larda Ankara Valiliği yapan Nevzat Tandoğan’ın şu cümlesiydi: “Komünizm gerekirse, onu da biz getiririz.” Erdoğan’ın adını kendi koyduğu “Yeni Türkiye”de de durum 1940’lardan farklı değil. İktidar, yaşam alanı tanımadığı muhalefetin boşluğunu da sıklıkla kendisi kapatmaya çalışıyor. AKP iktidarında işsizlik rakamları rekor mı kırıyor? Erdoğan hemen kameraların karşısına geçerek, -bu tabloda kendi payı hiç yokmuş gibi- “Bu ülke bu hale gelmeli miydi?” diye sitem ediyor.

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          Son 17 yılda Türkiye’nin neredeyse bütün metropolleri, AKP’nin ekonomi modelinin göbeğinde yer alan inşaat sektörü yüzünden beton mezarlığına döndü. Kentlerin tarihi dokularıyla ters düşen, estetikten yoksun yüksek binalarla doldu her yer. Cumhurbaşkanımız, pardon muhalefet liderimiz -özetle her şeyimiz- Erdoğan, bu duruma da şöyle tepki gösteriyor: “Dikey değil, yatay mimariden yanayım.”

          Yılların tarım ülkesi olan Türkiye, özellikle son 10 yılda gıdada dışa bağımlı hale geldi. Yıllarca ihraç ettiğimiz et ve buğdayı ithal eder hale geldik. Şaka değil, Türkiye AKP iktidarında saman bile ithal etmek zorunda kaldı. Erdoğan bu dram karşısında da elbette sessiz kalamıyor, tepkisini şu sözlerle ortaya koyuyor: “Temel tarım ürünlerinde dışa bağımlı olmak, en az savunma sanayisinde dışa bağımlılık kadar tehlikelidir!”

          Erdoğan’ın muhalefet görevini de üstlenme anlayışı, kabineye aldığı bakanlara da yansıyor… Ülkede adaletin sağlanması için gerekli koşulları sağlamakla görevli olan bakan, kendi şekillendirdiği yargının kararlarını eleştirip duruyor. Örneğin mahkemeler, acımasız katillerin cezalarında “iyi hal” nedeniyle indirim yapınca; Adalet Bakanı Abdülhamit Gül çıkıp, “Bu ceza indirimleri vicdanları yaralamaktadır” diyor. (Bu arada “iyi hal”in ne olduğunu da açmalıyım. Duruşmalarda takım elbise giyip hakime “Siz” diye hitap ederseniz müebbet cezanız ortadan kalkabilir, 3-5 yıl içinde kendinizi yeniden sokaklarda bulabilirsiniz.)

          Ya da bir gazeteciye kelepçe mi takılıyor? Bakanımız sessiz kalamıyor: “Kabul edilebilir bir görüntü değil!”. Kendisine bağlı bir hakim, duruşmadaki avukatın etek boyuna karışınca da Bakanımız hemen muhalefet gömleğini giyiyor: “Yargı mensubu, önündeki dosyaya bakar… Avukatın kılık kıyafetine değil!”

          Çok yeni bir örnek daha vereyim… Erdoğan iktidarına açıkça muhalefet eden, ulusalcı çizgideki Sözcü Gazetesi’nin 7 yazar ve yöneticisi  geçtiğimiz günlerde “FETÖ terör örgütüne destek” gerekçesiyle hapis cezalarına çarptırıldı. Oysa Sözcü, Gülencilere Erdoğan ile ortak oldukları dönemden bu yana karşı çıkan bir gazeteydi. Anlayacağınız, AKP ile Gülenciler kavgaya tutuşunca, muhalif gazeteciler karşı çıktıkları örgüte üye olmaktan hüküm giyiyorlardı! Elbette Adalet Bakanımızın vicdanı yine sızlıyordu: “FETÖ’ye eleştiri yapanları FETÖ’cü diye mahkum ederseniz, FETÖ ile mücadeleyi sulandırmış olursunuz!”

          Timsah gözyaşları sizi aldatmasın. Kimsenin kendi yarattığı tabloya üzüldüğü yok… Erdoğan ve arkadaşları, iktidarlarını sürdürmek için medyadan siyasete, iş dünyasından sivil topluma hayatın her alanını yeniden şekillendirdiler. Bu süreçteki en önemli enstrümanları, tamamen siyasallaştırdıkları yargı oldu. Eleştiren gazeteciyi, iktidarı tehdit eden siyasetçiyi tutukladılar. Kaybettikleri seçimleri, mahkeme kararıyla iptal ettirdiler. Wikipedia, Paypal, Uber ve Booking yine aynı mahkemeler tarafından yasaklandı! “Hukukun üstünlüğü” ilkesini, üstünlerin hukukuna çevirdiler.

          Weitere Themen

          Le Fontaine’in kaplumbağası Müslüman oldu!

          İstanbul’dan mektuplar : Le Fontaine’in kaplumbağası Müslüman oldu!

          Dört asır önce yazılan masalların bile İslami motiflerde deforme edildiği Türkiye’yi anlamak çok zor değil. Sıkıştıkça koalisyon değiştiren bir siyasi liderin, siyasi ömrünü uzatmak için her şeyi yapabileceğini bilmek, Türkiye’yi okurken hayatınızı kolaylaştırabilir.

          Das Ende des Urheberrechts ist nahe

          Medienstaatsvertrag : Das Ende des Urheberrechts ist nahe

          Der von den Ländern kürzlich beschlossene Medienstaatsvertrag gilt als große Sache: Endlich würden auch die großen Online-Konzerne reguliert. Aber wie? Auf Kosten der Urheber.

          Topmeldungen

          Die Nürnberger Professorin Veronika Grimm soll die Wirtschaftsweisen verstärken.

          Wirtschaftsweisen : Der Sachverständigenrat wird weiblicher

          Veronika Grimm und Monika Schnitzer sollen in das Beratergremium der Bundesregierung einziehen. Die Reaktionen auf die Besetzung der beiden Wissenschaftlerinnen fallen positiv aus – doch es gibt einen Makel.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.