https://www.faz.net/-iha-9w8v7

İstanbul’dan mektuplar : Çocuklarla evlensek deprem olmaz!

  • -Aktualisiert am

Der türkische Präsident Erdogan nach dem Beben am 25. Januar in Elazig Bild: dpa

Maden faciasına “fıtrat”, depreme “kader” dediniz. Depremde yardım beklediğimiz Kızılay’ın bağışları Ensar’a, depremde sığınacağımız toplanma alanları AVM’lere verdiniz. Peki çocuklarımızdan ne istiyorsunuz?

          4 Min.

          “Orda kimse var mııııııııııı?..”

          Türkiye’de, duyulduğunda hâlâ herkesin tüylerini diken diken eden bir soru bu… Bundan 21 yıl önce Türkiye’yi sarsan 7.4 büyüklüğündeki Marmara Depremi’nde, enkaz altında kalanlara ulaşmak için kullanılıyordu. Televizyonların canlı yayınladığı kurtarma çalışmalarından yükselen bu acıklı soru, ekranlar aracılığıyla evlerimizde de yankılanıyordu. Enkazdaki sessizlik, hüznümüzü daha da büyütüyordu. Önce 45 saniye süren sarsıntıyı, ardından enkazdaki o acıklı sessizliği yaşadığımız 1999 depreminde; resmi rakamlara göre 17 bini aşkın vatandaşımızı kaybettik, on binlercesi yaralandı. 300 binden fazla bina hasar gördü.

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayı

          “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var” cümlesi, ilkokulda öğrendiğimiz ama büyüdükçe unuttuğumuz bir şiir dizesi. 1999’da yaşadığımız felaket, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlattı belki ama bu gerçeği unutmamız da çok vakit almadı. 21 yıldır Türkiye’yi yoklayan küçük sarsıntılar, hafızamızı zaman zaman tazelese de rehavet makamına geçmemizi engelleyemedi… Gerek toplumun büyük bir bölümü, gerekse ülkeyi yönetenler en acı deneyimi unutsa da; bilim tehlikenin varlığını hatırlatmaya devam ediyordu. İstanbul’da büyük bir depremin beklendiğini, Türkiye’nin önemli fay hatlarında enerji biriktiğini uzmanlar sıklıkla yineliyordu.

          Deprem uzmanı Prof. Naci Görür, özellikle Türkiye’nin doğusundaki Elazığ’da yakın bir tehlikeden söz ediyordu. Çalıştığı üniversitede Elazığ’a ilişkin raporlar hazırlayıp devletin bu kenti depreme hazırlamasını istiyordu. Ülkenin en yüksek bilim kurulu TÜBİTAK’tan orduya kadar birçok kuruma başvurdu. Ülkeyi yönetenler Görür’ün işaret ettiği tehlikeye kulak asmayınca, tepkisini üniversitedeki görevinden istifa ederek gösterdi. Bu “uyarı” da işe yaramadı. En acı uyarı, yerin altından geldi. Görür’ün yıllardır işaret ettiği Elazığ, geçtiğimiz günlerde 6.8 büyüklüğündeki bir depremle sarsıldı. Yaklaşık 500 bina hasar gördü, 41 vatandaşımız enkazın altından “Orada kimse var mı?” sorusuna yanıt veremedi.

          Bülent Mumay

          Gece karanlığında meydana gelen depremden hemen sonra kurtarma ekipleri olay yerine ulaştı. Ülke nefesini tutmuş, acının bilançosunu öğrenmeye çalışırken, devlet televizyonu TRT haber vermek yerine ne yaptı dersiniz? Depremde ölenlerin ruhuna canlı yayında selâ okuttu! 150 yıllık yardım kuruluşu Kızılay’ın Başkanı Kerem Kınık da, sosyal medya hesabının başına geçerek, vatandaşların SMS atarak para ödemesini istedi. Enerji Bakanı Dönmez de, “Her şeyi devletten beklemek doğru olmaz” diyerek halkı göreve çağırdı. Böylesi bir felaketten sonra vatandaşlardan fedakarlık istenmesi siz çok tuhaf gelmeyebilir. Ama 1999’dan bu yana depremi unutmuş olsak bile, 21 yıldır tüm vergilerden ayrı olarak ödediğimiz deprem vergisini unutmadık. Daha doğrusu devlet unutturmadı. 1999 depreminin yaralarını sarmak, olası depremlere karşı Türkiye’yi hazırlıklı hale getirmek için bugüne kadar tam 31 milyar Euro tutarında deprem vergisi ödedik. Cep telefonundan internete birçok hizmetin faturasına 21 yıldır yüzde 7,5’lik deprem vergisi ekliyor devlet.

          Elazığ’da yaşanan son depremden sonra, vatandaştan bir kez daha para istenmesi tepkilere neden oldu. Ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçiren vatandaşlar, tepkilerini sosyal medyada #DepremVergileriNerede etiketiyle dile getirdi. Halkın homurdanmaları sanal alemde kalmayınca, Erdoğan 31 milyar Euro’nun nereye gittiğine ilişkin tepkileri boğmak için devreye girdi: “Harcanması gereken yere harcadık! Bundan sonra da bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok!” Erdoğan’ın bu “açıklama”sına rağmen paranın peşine düşenler, tipik bir Saray rejimi refleksiyle karşılaştı. #DepremVergileriNerede diye sormaya devam eden ve aralarında çok sayıda sanatçının da bulunduğu yaklaşık 50 kişi hakkında savcılık soruşturması başlatıldı.

          Peki vatandaşlar, soruşturma riskini bile göze alarak neden vergilerin peşine düşüyor? Bu sorunun yanıtı, cebimizi yakıyor.. Gelirinin yüzde 40’ini direkt, yüzde 70’ini dolaylı vergilerle devlete ödeyen bir halkız. Arabamız olduğu için her yıl vergi ödüyorduk, devlet şimdi yepyeni bir “yol vergisi” getiriyor. Evimiz varsa, devlete her yıl vergi ödüyorduk. Evimiz biraz pahalıysa, ikinci bir vergi daha istiyor artık devlet. Bilmediğiniz şey değil, Türkiye’de 3 bira içerseniz 2 tanesini de devlete ısmarlamanız gerekiyor.

          Devlet, aldığı vergiyi nereye harcadığını söylemiyor. Peki depremden dakikalar sonra para isteyen Kızılay paraları ne yapıyor dersiniz? Depremden birkaç gün sonra ortaya çıkan belge, tarihi yardım kuruluşunun Erdoğan yanlısı vakıflara para aktarmak için paravan olarak kullanıldığını ortaya çıkardı. Bir özel şirketin Kızılay’a yaptığı 8 milyon dolarlık yardımın, Erdoğan’a yakın Ensar Vakfı’na yönlendirildiğini öğrendik. Erdoğan’ın atadığı Kızılay Genel Müdürü kuruma ait 8 şirkete ortak olmuş, yetmemiş kendi oğlunu da genel başkan yardımcısı olarak görevlendirmiş.

          Paralarımızın, Türkiye’yi olası depremlere hazırlamak için kullanılmadığı aşikar… Aksine, devlet çürük binalarda yaşamamıza izin vermek için ayrıca para istedi bizden. Geçen yılki yerel seçimlerden önce çıkarılan “İmar Barışı” ile kaçak binalara af getirildi. Hiçbir yapı denetimi yapılmadan hem de! İstanbul’da deprem toplanma alanı olarak belirlenen arazilere alışveriş merkezleri inşa edildi.

          Bilime kulak asmayarak felakete kapı aralayanlar, Elazığ’da 41 can kaybolunca “kader”e sığındı. 2014’te ihmal sonucu yaşanan maden faciasında 301 işçinin ölmesini “fıtrat”a bağlayan Erdoğan, göz göre göre gelen depremin de “kader” olduğunu açıkladı. Yıkımın yaşandığı kenti ziyareti sırasında şu açıklamayı yaptı: “Bu tür afetler bizler için büyük bir imtihan ve böyle bir imtihanı milletçe hep sabırla eda ettik. Bu konuda Müslüman olmanın, teslimiyetin en güzel örneklerini verdik.” Devletin başimamı, Diyanet İşleri Başkanı da aynı görüşteydi: “Yaşananlar imtihan, ölüme hazır olmak gerek.”

          Binaları depreme hazır etmek, binaları “dayanıklılık testi”ne sokmak yerine; bizim, imtihanlar geçirerek ölüme hazır olmamızı istiyor devletimiz. Felaketle karşılaştığımızda da ihtiyacımız olan şeyin tıbbi ve psikolojik yardım olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Orada da yardımınıza din koşuyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, depremin ardından verilen hizmeti şöyle duyurdu: “Hocalarımız, manevi rehberler aracılığıyla depremden etkilenen vatandaşlara destek olacağız.”

          Gelin biz dini bir kenara bırakıp yeniden “bilim”e dönelim… Neden deprem oluyor? Fay hatları, deprem kuşağı vesaire değil mi. Ama depremin sebebinin meğer bambaşka “bilimsel” sebepleri varmış. İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde “İnsan ve Toplum Bilimleri” profesörü olarak çalışan Bedri Gencer, “Çocuk evliliklerinin yasaklanması deprem getirdi” açıklaması yaptı. Barış bildirisine imza attığı için 27 öğretim üyesini kovan bir üniversitede, “İnsan ve Toplum Bilimleri” anlatıyor kendisi. Binlerce akademisyenini kapının önüne, 70 bin öğrencisini cezaevine koyan Saray rejiminin üniversitesinde çalışıyor.

          Weitere Themen

          Erdoğan’ı korkutan 6,5 milyon

          İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan’ı korkutan 6,5 milyon

          2023 seçimleri, Saray’ı kara kara düşündürüyor. Mesele sadece her geçen gün eriyen oylar, ekonomik krizin getirdiği aşınma falan da değil. 2023’te seçmen listelerine eklenecek olan 6,5 milyonluk genç nüfus, Türkiye’yi uzun süredir etkisi altına alan “otoriter hava”yı dağıtabilir.

          Was Männer nicht können

          Marjane Satrapi im Gespräch : Was Männer nicht können

          Die iranisch-französische Filmemacherin und Comiczeichnerin Marjane Satrapi erklärt, warum sie einen Film über Marie Curie gedreht hat, weshalb sie lieber unbequem, aber mächtig ist und wie sie ihre alte Heimat Iran sieht.

          Topmeldungen

          Sparen fürs Alter? Das ist besonders für Menschen mit niedrigem Einkommen gar nicht so einfach.

          Betriebsrenten : Geringverdiener ignorieren Zuschüsse fürs Alter

          Mit einer neuen Förderung wollten die Minister Nahles und Schäuble die Verbreitung der Betriebsrenten verbessern. Nun liegen erstmals Zahlen vor, das Ergebnis ist durchwachsen. Entsprechend unterschiedlich bewerten Fachleute das.
          Zu beantworten: Weshalb ist nicht zu ermitteln, woher die mit „NSU 2.0“ gezeichneten Schreiben stammen?

          Nach Drohmails gegen Wissler : Warum sind die Ermittlungen bisher erfolglos?

          Die Drohmails gegen die Linken-Vorsitzende im Landtag sorgen auch innerhalb der Sicherheitsbehörden für Streit. In den Vordergrund rückt die Frage, weshalb nicht zu ermitteln ist, woher die mit „NSU 2.0“ gezeichneten Schreiben stammen.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.