https://www.faz.net/-iha-9m10y

İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan’ın tarihindeki en zor kararı

  • -Aktualisiert am

Der Präsident und sein Kandidat: Erdogan und Yildirim am Freitag in Ankara Bild: Reuters

Yeni Türkiye’nin demokrasiye dair tek emaresi, serbest seçimlerdi. 25 yıldır yönettiği İstanbul’un gideceğini anlayan Erdoğan, bu emareyi de ortadan kaldırmak istiyor. Sandıkta kaybettiği İstanbul’u muhalefete verecek mi, yoksa kaybettiği seçimi tekrarlatacak mı?

          Erdoğan ve partisi AKP, 25 yıldır yönettikleri İstanbul’u kaybedeceklerini hiç ama hiç beklemiyorlardı. Seçimin üzerinden yaklaşık 20 gün geçmesine rağmen yenilgiyi kabullenmemelerinin, İstanbul’un yönetimini muhalefetin adayına teslim etmemelerinin arkasında bu şaşkınlığın da büyük payı var. Milyarlarca euroluk bütçesine hükmettikleri, dolayısıyla iktidarlarını sürdürmek için rantını yönettikleri kenti yeniden kazanacaklarından o kadar eminlerdi ki… Seçimin ertesi sabahı için billboard'lar hazırlanmıştı bile. Erdoğan ve İstanbul’a aday gösterdikleri Binali Yıldırım’ın, photoshop’ta bolca rötuşlanmış fotoğraflarının yanına, gururla şu cümleyi eklemişlerdi: “Teşekkürler İstanbul.”

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          31 Mart akşamı sandıklardan çıkan sonuç, AKP’nin teşekkürünü anlamsız kılıyordu. 9 milyonu aşkın seçmenin oy kullandığı kentte 20 bin oy farkla muhalefetin kazanmasına rağmen 1 Nisan sabahı sokağa çıkanlar, kentin neredeyse tüm duvarlarında ve üst geçitlerinde Erdoğan ve Yıldırım’ın teşekkürüyle karşılaştı. “Teşekkürler İstanbul” yazılı o ilanlar, Erdoğan’ın yenilgiyi kabul etmeyeceğinin ilk göstergesiydi. En azından kentin anahtarını hemen teslim etmeyecekti.

          25 yıllık iktidarı teslim etmemek için, oy farkının az olmasını bahane etmeye başladılar önce. Seçimden önce “Bir oy fazla kim kazanırsa koltuk onundur” diyen AKP, yaklaşık 20 binlik farkla seçimin kazanılamayacağı savını tedavüle soktu. Erdoğan, muhalefetin oylarını daha da küçümseyerek “13-14 bin oyla kimsenin kazandım deme hakkı yok” diye konuşmaya başladı. Oysa partisi, daha oy sayımı bitmeden önce, adayları Binali Yıldırım’ın 3750 oy farkla kazandığını açıklamıştı. Binali Yıldırım da, seçim otobüsünün üzerine çıkarak zaferini ilan etmişti. Ancak tüm sandıkların sayılmasıyla tablo tersine dönünce, AKP’nin önündeki kalabalık dağılmış, seçim otobüsü de garaja çekilmişti. Erdoğan’ın beğenmediği oy farkından çok daha azı, AKP’ye Anadolu’da 7 belediye kazandırmıştı. Belediyelerden birini AKP tek bir oy farkla kazanmıştı hatta.

          Bülent Mumay

          Oy farkını yeterli bulmamak sonucu değiştirmiyordu. Seçim kurullarına yapılan itirazlardan da AKP lehine tabloyu değiştiren bir sonuç çıkmıyordu. İstanbul’da tekrar sayım istedikleri bölgelerde, 2. sayımda da tablo değişmeyince, oyların üçüncü kez sayılması için başvuruda bulunuyorlardı. Sandıkların defalarca kontrol edilmesi işe yaramayınca, İstanbul’un en uzak ilçelerinden biri olan Büyükçekmece’ye, 31 Mart’tan önce usulsüz şekilde seçmen taşındığını iddia ettiler. İktidarın emrindeki polis, bu ilçede evleri basarak seçmenlerin gerçekten burada ikamet edip etmediklerini sormaya başladı. Evleri basılanların bazıları, polisin “Hangi partiye oy verdiniz?” sorusunu yönelttiğinden şikayet etti.

          Devlet eliyle seçmen iradesine yönelik bu ablukaya, AKP’nin uçuk teorileri eşlik ediyordu. Görevi 1 Nisan sabahı çoktan teslim etmiş olması gereken AKP’li İstanbul Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, partisinin neden kaybettiğini şöyle açıklıyordu: “Soyadlarına bakılarak AKP’ye oy verdikleri kolaysa tespit edilebilen seçmenlerin kaydı düşürülmüş!” AKP’nin seçim işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz da, sandık başkanlarının FETÖ ile bağlantılı olabileceğini açıkladı. Her iki teorinin de doğru olmasına ihtimal yoktu. Çünkü seçmen nakline onay veren de, sandık kurulunu oluşturan da Saray’ın emrindeki kurumlardı. Erdoğan gibi adamlarının da niyeti, -söyledikleri gerçek olmasa da- muhalefetin zaferini gölgelemek ve seçimin meşruiyetini tartışmaya açmaktı. 

          Weitere Themen

          „It Must Be Heaven“ Video-Seite öffnen

          Trailer : „It Must Be Heaven“

          „It Must Be Heaven“ ist eine französisch-kanadische Komödie aus dem Jahr 2019 von Elia Suleiman. Der Film kämpft in Cannes um die Goldene Palme.

          „All my Loving“ Video-Seite öffnen

          Trailer : „All my Loving“

          „All my Loving“ ist der neue Film von Edward Berger und zeigt drei Geschwister, die an einem Punkt angelangt sind, an dem sie schnell etwas verändern müssen, bevor die zweite Hälfte ihres Lebens beginnt.

          Topmeldungen

          Amerikas Präsident Donald Trump und sein Justizminister William Barr

          Russland-Affäre : Sicherheitsrisiko Trump

          Justizminister William Barr kann ab jetzt Geheimdienstinformationen freigeben, um zu belegen, dass die Russland-Ermittlung eine „Hexenjagd“ gewesen sein soll. Aus politischen Motiven geht Donald Trump erhebliche Sicherheitsrisiken ein.
          Die irische Flagge vor dem Gebäude der EU-Kommission in Brüssel

          EU-Wahl : Pro-europäische Regierungspartei in Irland vorn

          Irlands Regierungschef warnt nach dem Rücktritt von Theresa May vor einer „sehr gefährlichen“ Phase. Bei der Europawahl hat er offenbar Rückenwind bekommen. EVP-Spitzenkandidat Manfred Weber verspricht, Europa vor Nationalisten zu verteidigen.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.