https://www.faz.net/-iha-a0yow

İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan’ı korkutan 6,5 milyon

  • -Aktualisiert am

Das Lächeln wird ihm vergehen: Jungen Leuten wollte der türkische Staatspräsident auf Youtube etwas sagen. Als sie antworteten, machte er den Laden dicht. Bild: Anadolu/Getty

2023 seçimleri, Saray’ı kara kara düşündürüyor. Mesele sadece her geçen gün eriyen oylar, ekonomik krizin getirdiği aşınma falan da değil. 2023’te seçmen listelerine eklenecek olan 6,5 milyonluk genç nüfus, Türkiye’yi uzun süredir etkisi altına alan “otoriter hava”yı dağıtabilir.

          5 Min.

          İktidarları sadece icraatları ya da ideolojileri ayakta tutmaz. Siyasi ömürlerinin uzayabilmesi için hedefledikleri demografinin de aynı kalması gerekiyor. Ancak eşyanın tabiatı gereği, bir iktidarı ayakta tutabilmek için demografiyi uzun süre sabit tutmak mümkün değil. Hele, Erdoğan ve partisi AKP gibi 18 yıldır iktidardaysanız… Alt  ve orta sınıflara sırtını dayayan AKP, muhafazakar ve popülist söylemiyle özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve buradan metropollerin eteklerine göç etmiş kitlelerin desteğiyle iktidara geldi. Ancak 2002’de AKP’yi iktidara taşıyan kitlelerin çocukları, ebeveynleriyle aynı fikirde değil.

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          2000’den sonra doğan Z kuşağı, Türkiye’de Erdoğan’ın iktidarından başkasını görmedi. İnternetin içinde doğan, özgürlüklerine düşkün bu nesil; özellikle büyükşehirlerde ailelerinin politik tercihlerine itaat etmiyor. Onlardan bir önceki Y kuşağı da, zaten son birkaç seçimdir AKP’den uzaklaştığını göstermeye başlamıştı. AKP’nin tüm seçim araştırmalarında şu iki gerçek ortaya çıkıyor artık. Birincisi, AKP’ye oy veren gençlerin oranında ciddi bir düşüş var. İkincisi, eğitim seviyesi yükseldikçe iktidara destek düşüyor. Bu veriler ışığında, eğitimli genç nüfus oranının en yüksek olduğu büyükşehirlerde AKP’nin yerel yönetimleri 25 yıl sonra kaybetmesi sebepsiz değil. 2017’de yapılan Anayasa referandumunda, Türkiye’nin bütününün kılpayı farkla onayladığı yeni sisteme; İstanbul, Ankara ve İzmir’in hayır demiş olması da tesadüf değil.

          Bülent Mumay
          Bülent Mumay : Bild: privat

          Y kuşağının yukarıda özetlediğim etkisi, AKP’ye sandıkta büyük bir şok yaşatmıştı. Ancak bir sonraki kuşak, AKP açısından çok daha tedirgin edici görünüyor. Türkiye, normal takvime göre 2023 yılında sandık başına gidecek. Hem -dünyada eşi benzeri olmayan Türk tipi başkanlık sistemine göre- “seçilmiş sultan”ımızı, hem de parlamentomuzun üyelerini belirleyeceğiz. İşte bu seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z kuşağı, daha şimdiden AKP’nin uykularını kaçırıyor. Seçmen listelerine eklenecek 6,5 milyonluk bir kitleden söz ediyorum. Ne yiyip içeceklerine, ne giyeceklerine, ne okuyacaklarına karar verilmesini istemeyen bir kitleden… Türkiye ve dünyayı iktidarın şekillendirdiği medyadan değil, dijital kanallardan takip eden bir gençlikten söz ediyorum. Dünyaya entegre olmuş, moderniteyle tanışmış, Erdoğan’ın “terbiye edici” dilinden hazzetmeyen 6,5 milyon gençten…

          AKP, yaklaşan tehlikeyi fark etmiş olmalı ki geçen hafta Z kuşağını yakalamak için bir çalışma başlattı. Dijital medyayı merkezine alan bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağını şimdiden kestirmek kolay değil. Ancak Erdoğan’ın birkaç gün önce internet üzerinden yaptığı bir canlı yayında yaşananlar, Z kuşağına yönelik endişesini artırmış olmalı… Ama önce biraz arka plan bilgisi… Malum, koronavirüs salgını nedeniyle ekonomimiz alt üst olmuş durumda. Türkiye’nin en büyük gelir kapılarından biri olan turizm sektörü, özellikle Almanya’nın kendi vatandaşlarına yönelik seyahat kısıtlamasını sürdürmesi nedeniyle kara günler yaşıyor. Yabancı turistlerin gelmeyeceğini anlayan Erdoğan, iç turizmi canlandırmak için 2,5 milyon gencin girdiği üniversiteye giriş sınavlarını erkene çekti. Böylece temmuz ve ağustos ayları tamamen boşalacak, Türk ailelerin tatilleri bölünmeyecekti.

          İktidarın turizm sektörünü canlandırmak için gençlerin kaderini etkileyen sınav tarihiyle oynaması büyük tepkilere yol açtı. Sosyal medyayı mesaj bombardımanına tutan Z kuşağı, #SandıktaGörüşürüz ve #GelecekBizizGidecekSizsiniz etiketiyle Erdoğan’a 2023 yılındaki seçimleri hatırlattı. Bu tepkilere Erdoğan kayıtsız kalamadı, sabaha karşı 04:00’te twitter hesabından gençleri sakinleştirmeye çalıştı. Ancak hazirana çekilen sınav takvimi yaklaştıkça tepkiler dinmek bilmedi. Bunun üzerine Erdoğan, geçen hafta sonu yapılan sınavlardan önce Youtube kanalı üzerinden bir video konferans düzenledi, Saray’ın seçtiği gençlerle sohbet etti. Yayına katılmasına izin verilen gençler elbette uslu durdu. Ancak Erdoğan’ın YouTube kanalına girenlerin susmaya niyeti yoktu. Videonun altındaki yorumlar bölümünde isyanlarını dile getirdiler. #OyMoyYok etiketiyle yine 2023 seçimlerini işaret ettiler, videoyu “dislike” yağmuruna tuttular. Tepkiler üzerine Saray’ın iletişim ekibi videoyu yorumlara kapattı.

          Z kuşağını yakalamak için strateji hazırlatan Erdoğan, aynı gençleri daha da kızdıracak “sosyal medyayı kontrol yasası” hazırlattığını duyurdu. Bu yasanın detaylarını ise Erdoğan’ın ailesine yönelik sosyal medya paylaşımlarından sonra öğrenebildik. Yasanın detaylarına girmeden önce, yakın geçmişe dair detay vermem gerek… Sosyal medya üzerinden örgütlenen 2013’teki Gezi direnişi, Erdoğan ve partisi için bir alarm zili olmuştu. İstanbul’dan başlayan ve tüm Türkiye’ye yayılan direnişi kan ve şiddetle bastıran Erdoğan, dijital medyada yükselen muhalefeti bastırmak için de her düğmeye basmıştı. İnternet yasasıyla özgürlükler sınırlandırıldı, AKP’ye bağlı trol orduları oluşturulmuş. Bu ülkede dijital medyada Erdoğan’a yönelik en küçük eleştiri yapanlar, kendilerini mahkeme salonlarında buluyor. İnternette kendisine yönelik tepkilerden şikayet eden Erdoğan, siyasi rakiplerinin belden aşağı görüntülerinin internete sızdırılmasını ise keyifle izlemişti. 2010 yılında anamuhalefet partisi CHP’nin lideri Deniz Baykal’ın seks videosu internete sızdırılınca, ülkeyi yönetenler kılını kıpırdatmamıştı. Aksine Erdoğan, bu görüntülerin seçim meydanlarında oy toplamak için kullanmıştı: “Yahu kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özeli oluyor? Ne özeli, genel geneeeel..”

          Başkasının özel hayatı konusunda bu denli “hassas” olan Erdoğan, konu kendisi ya da ailesi olunca kıyametleri kopardı. Sosyal medyanın neredeyse fişini çekecek yasayı açıkladı. Kızı Esra ile damadı Berat Albayrak’la ilgili atılan çirkin tweetlerin ardından kameraların karşısına geçip şu açıklamayı yaptı: “Bu millete bu tür mecralar yakışmıyor. Bir an önce parlamentomuza getirip tamamen kaldırılmasını, kontrol edilmesini istiyoruz.” Bu açıklamasıyla sosyal medyanın tamamen yasaklanacağını söyledi. Ama birkaç saat Saray’dan, Erdoğan’ın sözlerini sansürleyen açıklama geldi. Sosyal medya tamamen kapatılmayacağı, özel bir yasayla “denetim” altına alınacak. Türkiye’nin (bu elbette Erdoğan anlamına geliyor), hoşuna gitmeyen içeriği kaldırmayan platformlar bloke edilecek.

          Youtube yayınını yoruma kapatmak, sosyal medyaya yasak koymak belki mümkün. Ama bastırılan bu tepkilerin 2023’teki seçim sandığına yansımasına nasıl engel olunacak? Mesele, sadece gençlerin sanal ve gerçek özgürlükleri, sınav tarihlerinin değiştirilmesi de değil. AKP ikliminde büyüyen Z kuşağı, kendisine bir gelecek göremiyor. 15-19 yaş arasındaki gençler, ekonomik kriz derinleştikçe eğitimlerini sürdürmek yerine kalifiye olmayan işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

          Belirsizlik sadece gençlerin sorunu da değil. İstanbul Ekonomi Araştırma şirketinin anketine göre, “Önümüzdeki bir yılda ekonominin nasıl olacağını düşünüyorsunuz?” sorusuna, halkın yüzde 25’i “daha kötü”, yüzde 26’si “çok daha kötü” yanıtını vermiş. “Değişmez” diyen yüzde 15’i de eklerseniz, ülkenin yüzde 66’sı ekonominin düzelmesini beklemiyor. Devlete soracak olursanız, ekonomimize olan güven her geçen gün artıyor. Ülkenin resmi istatistik kurumu TÜİK’in ekonomik güven endeksi yüzde 73,5 olarak açıklandı. Bu “mucize” istatistiğin açıklanmasından hemen önce TÜİK’in başkanı ile kendisine bağlı 10 daire başkanının Erdoğan’ın damadı olan Ekonomi Bakanı Berat Albayrak tarafından değiştirilmiş olduğunu hatırlatmam gerek.

          TÜİK’in açıkladığı bu mucize rakamlara rağmen Erdoğan ilk kez ekonomik kriz yaşadığımızı kabul etti. Kurtuluş reçetesini ise şöyle açıkladı: “İslam iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır.” Oysa Erdoğan 2004’te "Paranın dini olmadığı gibi ekonominin de dini olmaz”, 2005’te “İster Körfez, ister Yahudi, ister Batı sermayesi öpüp başımın üzerine koyarım, “2006’da “Paranın dini olmaz, sermaye ırkçılığı yapmayın”, 2007’de “Paranın dini, milleti, ırkı olmaz” demişti… 2008’den bugüne, yaptığı benzer açıklamaları tek tek sıralayarak sizi sıkmak istemem. Ülkeyi, soktuğu ekonomik krizden çıkaramayan Erdoğan’ın “İslam iktisadı” kavramına sarılması şaşırtıcı değil. Her zamanki gibi muhafazakar tabana “geleneksel ekonomi” ile ekmek veremeyince, içinde din geçen bir kavramla gözlerini boyamaya çalışıyor.

          Ama hayatın gerçekleri, bu dini diskurlarla örtülecek gibi değil. Devletin bütçesi bir tarafa, yoksul halktan toplanan bağışlar bile kısa sürede buharlaşıyor. Korona salgınında dünyanın önde gelen devletleri halka karşılıksız yardım dağıtmıştı. Erdoğan ise bunun yerine faizli kredi dağıtmayı ve vatandaşlardan yardım toplamayı tercih etti. Halka IBAN numarası vererek salgından etkilenen vatandaşlara yardım etmelerini istedi. Kampanyada 2,1 milyar Türk Lirası (yaklaşık 273 milyon Euro) toplandı. Bu paranın nereye harcandığını ise kimse öğrenemedi. Muhalefet, IBAN numarasını halka duyuran Saray’a “Bu para nerede?” diye sordu. Yanıt oldukça ilginçti: “Biz bilmiyoruz, Aile Bakanlığı’na sorun.” Muhalefet, bunun üzerine Saray’a bağlı Aile Bakanlığı’nın kapısını çaldı. Buradan gelen yanıt Saray’ınki kadar tuhaftı: “İnternet sitemizde yazıyor, oraya bakabilirsiniz.” İnternet sitesinin altını üstüne getiren muhalefet, 2,1 milyar liranın tek kuruşuna bile rastlamadı. Erdoğan’ın hesap açarak başlattığı kampanyanın ismi “Biz Bize Yeteriz”di. Acaba verdiğimiz bağışlar kime yetmişti? İslam iktisadıyla öğreniriz belki…

          Weitere Themen

          Topmeldungen

          Trump und Biden am Dienstag bei der ersten Fernsehdebatte.

          Präsidentenwahlkampf : Trump und die „Proud Boys“

          Donald Trump hatte gehofft, die erste Fernsehdebatte werde die Wende im Präsidentenwahlkampf bringen. Doch sein Auftreten hat das Gegenteil bewirkt – ebenso wie seine Äußerungen zu den „Proud Boys“.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.