https://www.faz.net/-iha-9iq0x

İstanbul’dan mektuplar : Dünya Pulitzer, Türkiye hapis veriyor!

  • -Aktualisiert am

Berichtete über die Türkei-Dimension des „Panama Papers“-Skandals: Pelin Ünker Bild: EPA

“Yerli ve milli” sloganıyla siyaset yapan bir babanın çocuğu olarak, vergi ödememek için Malta’da off-shore şirketleri kurmak serbest! Hatta bu şirketler aracılığıyla o babanın yönettiği devletten ihale almak da serbest. Suçlu kim peki? Elbette haberini yapan gazeteci...

          4 Min.

          Türkiye’nin son 16 yılına damgasını vuran Recep Tayyip Erdoğan’a dair bugüne kadar çok şey duyduğunuzdan eminim. Ülkeyi yönetme biçiminden, uluslararası ilişkilerdeki yaklaşımından çeşitli sonuçlar çıkarmış olmalısınız. Ama bugüne kadar okuduğunuz ya da duyduğunuz her şeyi içinde barındıran, en kritik karakter özelliğini bilmeniz yetiyor aslında. Cumhurbaşkanı’nın tüm özelliklerinin DNA’sında aynı şey yazıyor: Yüzde 100 biat. Yüzde 99’la asla yetinmiyor. Kendisine yönelik sadakatten bir milim bile şüphe ediyorsa asla affetmiyor. Kendi çekirdek çevresinde yer alanlardan hiçbiri, “Reis”lerine en ufak bir eleştiri yaptıktan sonra aynı yerde kalamadı.

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          AKP’yi, 2000’lerin başında İslamcı Milli Görüş hareketinden kopan 4 kişi kurmuştu. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç ve Erdoğan yeni partinin temellerini atmıştı. Çeşitli sebeplerle Erdoğan’la ters düştükten sonra bu isimlerin tümü tasfiye edildi. Partiyi birlikte kurduğu isimleri bile harcayan Erdoğan, rütbesi düşük olanları doğal olarak affetmedi.

          Yakın zamandaki en büyük tasfiyelerinden biri, kendisi Cumhurbaşkanı seçildikten sonra başbakanlığa getirdiği Ahmet Davutoğlu’ydu. Onunla da ilişkileri oldukça eskiye dayanıyordu. Erdoğan başbakan olduğunda, o dönem üniversitede uluslararası ilişkiler dersi veren Davutoğlu’nu kendisine dış politika danışmanı olarak almıştı. Yıllar önce başlayan hukuk, Davutoğlu’nu başbakanlık koltuğuna kadar taşıdı. Taa ki Davutoğlu, gerçekken başbakan olduğunu sanıp Erdoğan’dan bağımsız bazı adımlar atana kadar... Erdoğan’a yakın isimler, bir internet sitesi üzerinden bir bildiri yayınlayarak Davutoğlu’nu ihanetle suçlayıp istifaya zorladı. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Sinyali alan Davutoğlu, 2016’nın mayısında hem başbakanlık hem de AKP Genel Başkanlığı’ndan istifasını açıklamak zorunda kaldı.

          Bülent Mumay

          Davutoğlu’nun istifaya zorlandığı günlerde, yeni başbakanın nasıl bir profil olacağına ilişkin tahminler yürütülüyordu. İpucunu, Erdoğan’ın yıllarca danışmanlığını yapan, hatta konuşma metinlerini kaleme alan AKP Milletvekili Aydın Ünal şu sözlerle verdi: “Bundan sonra gelecek başbakanın profili daha düşük olacak.” Bu açıklamanın anlamı şuydu: Sözümüzden çıkmayacak birini başbakan yapacağız. Aranan kan çok uzakta değildi. Bugüne kadar gerçekten Erdoğan’ın bir dediğini iki etmeyen bir isim, Davutoğlu’nun boşalttığı koltuğa oturdu.

          Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı dönemindeki bürokratlarından biri olan Binali Yıldırım, yeni sistemle ortadan kalkacak Başbakanlık koltuğunun son sahibi oldu. Erdoğan belediye başkanıyken, deniz otobüslerinden sorumlu şirketin yöneticisiydi Yıldırım. AKP’nin 2002’de iktidar olmasıyla Ulaştırma Bakanı oldu. Onlarca isim kabineye girdi çıktı. AKP saflarında görev yapan nice güçlü isim tasfiye oldu. Ama Erdoğan’ın en yakın adamlarından biri olan Yıldırım, tam 11 yıl kesintisiz bakanlık yaptı. “Yüzde 100 biat” prensibinden bir milim sapmayınca, “düşük profilli başbakan” olmayı hak etti. Davutoğlu’nun yerine son başbakan koltuğuna oturdu.

          Türkiye’de anayasanın değişip tüm güçlerin Erdoğan’da toplandığı güne kadar neredeyse hiçbir yetkisini kullanmadı Yıldırım. Başbakanlığın tüm yetkilerini, anayasa değişene kadar sembolik yetkileri olan Cumhurbaşkanı’nın emrine sundu. Bu fedakarlığı da karşılıksız kalmadı elbette. Yeni sistem ile başbakanlık tarihe karışınca, devlet protokolünün 2 numaralı koltuğu olan Meclis Başkanlığı’na getirildi. Kural basitti. Ters düşenin kellesi alınıyor, sadık olanlar ödüllendiriliyordu. 

          Weitere Themen

          Adolf, mein schlechtes Gewissen Video-Seite öffnen

          Filmkritik „Jojo Rabbit“ : Adolf, mein schlechtes Gewissen

          Mit einer Oscarnominierung als bester Film und einer eigenen Hitler-Adaption kommt „Jojo Rabbit“ von Taika Waititi jetzt auch in die deutschen Kinos. Warum diese Satire unbedingt sehenswert ist, weiß F.A.Z.-Redakteur Andreas Platthaus.

          Topmeldungen

          Corona-Virus : Vertuschung führt in die Katastrophe

          Angesichts der raschen Ausbreitung des Corona-Virus mahnt Chinas Führung zu Transparenz: Peking will beweisen, dass es mit der Krise verantwortungsvoll umgeht. Die Offenheit ist nicht allen geheuer.
          Dicke Luft: Am 14. Januar schaffte es Sarajevo in den Top fünf der Städte mit der schmutzigsten Luft der Welt auf Platz eins.

          Smog im Balkan : Die dickste Luft Europas

          Die Städte des Balkans versinken im Smog. Rückständige Heizsysteme, veraltete Autos und eine schlechte Verkehrsinfrastruktur sorgen im Winter für katastrophal hohe Feinstaubwerte. Oder sind die nur Ergebnis einer Intrige?

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.