https://www.faz.net/-iha-8wfh5

İstanbul’dan mektuplar : “Affedebilirim ama asla unutmam...”

  • -Aktualisiert am

Mit dem Vergeben und dem Vergessen ist es so eine Sache: Miki Manojlović und Lazar Ristovski als Freundespaar in einer Szene mit Mirjana Joković aus Emir Kusturicas „Underground“ Bild: Picture-Alliance

Türkiye’de yılların bölücülük paranoyası, devlet eliyle gerçeğe dönüştü. Ülkeyi yönetenlerin yarattığı kutuplaşma, referanduma giderken bir milleti tam ortadan ikiye böldü bile.

          Tarihin en büyük yıkımlarından biri olan II. Dünya Savaşı’na dair en sevdiğim filmde duymuştum bu cümleyi. Sırp yönetmen Emir Kusturica’nın Underground’unun sonundaki düğün sahnesinde... Arkadaşı Blacky ve yoldaşlarına, yeraltında yıllarca silah ürettiren Marko kadehini kaldırır. Savaşın bittiğini yıllarca saklayarak, yer altında çalıştırdığı en yakın arkadaşına yaklaşır: “Affet beni kardeşim...”

          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın
          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne

          Gün ışığına neredeyse yeni kavuşmuş Blacky’nin yanıtı, filmi her izlediğimde yeniden sarsar: “Affedebilirim –ama tanrının adına– asla unutmam...”

          Türkiye’nin son yıllarında iktidar eliyle kutuplaşmaya dair atılan her adım, sadece filmdeki bu cümleyi değil, Yugoslavya’nın yaşadığı trajediyi getiriyor aklıma. Tarihsel zemin de, koşullar da çok farklı elbette. Ama maalesef Türkiye’de Blacky ve Marko gibiyiz hepimiz. Birbirine tahammül edemeyen, neredeyse düşman gözüyle bakan iki kardeş gibiyiz artık biz bu ülkede. Üstelik kaldıracak ortak bir kadehimiz de yok. “Bölücülük” öcüsüyle korkutulduğumuz bu coğrafyada, bu kez devletin eliyle bölündük adeta... Bizim gibi düşünmeyen herkes, öteki artık.

          “Bölücülük” en büyük suçtu oysa buralarda. Hani fiilin işlenmesine de gerek yoktu, cezalandırılmanız için. Devlet aygıtının muhalif gazetecileri, aydınları, yazarları demir parmaklıklar arkasına koymak için yüzyıllardır kullandığı bir zamir: “Bölücülük.” Ama bugüne kadar cezaevine konanların başaramadığı bölünmeyi, devlet aygıtının kendisi başardı. Ülkenin yönetimini üstlenenler, coğrafi sınırlarımız aynı kalsa da, bizi tam ortadan ikiye bölmeyi başardılar.

          Bülent Mumay

          Bölünmenin sınırlarını en net gösteren tablo, birkaç hafta sonra yapacağımız referandum öncesinde ortaya çıkmaya başladı. Seçim propagandası boyunca, başkanlık sistemine “hayır” diyenler önce bölücülükle suçlandı, ardından terörist olmakla. Anketler, ülkenin en az yüzde 50’sinin hayır diyeceğini gösteriyor. Buna rağmen Erdoğan başta olmak üzere iktidar temsilcileri, ülkenin hayır diyen yarısını terörist olarak suçlamaktan geri kalmıyor. En kalabalık “terörist” nüfusuna sahip, dünyanın en büyük açık hava cezaevi burası.

          Siyasetin yarattığı gerilim, sadece bugünlere özgü değil elbette. Aile içinde de, arkadaş grubunda da ortamı epey ısıtırdı siyaset. Akdenizliliğin verdiği heyecanla, hızlı atan nabzımızla yüksek perdeden siyasi kavgalara tutuşurduk hep. Ama birbirimize küsüp sırt çevirmezdik. Referandum öncesi yapılan bir sokak röportajı, siyasetin yarattığı kutuplaşmanın topluma nasıl yansıdığının en net özetiydi. Birkaç seçim Erdoğan’ın partisi AKP’ye oy veren 60’lı yaşlarındaki bir beyefendi, bu kez neden “hayır” oyu vereceğini şöyle açıklıyordu: “2002’den beri ne istediyse verdik. Şimdi şahsı için istiyor. O zaman hayır diyorum şimdi. Bakın parçalıyor insanları. ‘Vatandaşım’ demiyor. ‘Yüzde 50’ diyor. O bölünce, ben kardeşimle de, komşumla da kötü oldum. Olacak gibi değil bu...”

          Yüzde 50’nin diğer yüzde 50’ye sırt çevirmesi bizi yalnızlaştırıyor. Kendi gettolarımızda, konfor alanlarımızda sıkışıp kalıyoruz. Hoş, yalnız kalan sadece bu topraklar üzerinde yaşayanlar değil. Ülkenin kendisi de, uzunca bir süredir büyük bir yalnızlığa yelken açtı. Üstelik eski Başbakan Davutoğlu’nun “değerli yalnızlığı” da değil yaşadığımız. Düpedüz tek başımıza kaldık koca dünyada. Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” parolasıyla yürüyen dış politikamızın yerini, emperyal ve dinci hırslarla dolu hayali bir Neo-Osmanlıcılık aldı. Sonuçta, “Dostlarımızın sayısını artıracağız” diye yola çıkan bir iktidar, neredeyse tek bir dost bırakmadı çevresinde.

          Weitere Themen

          Bloß nichts Neues!

          FAZ Plus Artikel: Mythos Innovation : Bloß nichts Neues!

          Bemooste Innenstädte und fliegende Umweltsünder: Statt im Kampf gegen die Klimakatastrophe nach konkreten Lösungen zu suchen, schiebt die Politik Scheininnovationen vor. Warum nutzen wir nicht verfügbare Technologien? Ein Gastbeitrag.

          Topmeldungen

          Der Niederländer Ben van Beurden, Jahrgang 1958, ist seit 2014 Vorstandsvorsitzender des Ölkonzerns Shell.

          Konzernchef im Gespräch : „Shell muss sich ändern“

          Ben van Beurden, der Chef von Europas größtem Ölkonzern, spricht im Interview über den Umstieg auf erneuerbare Energien, Heuchelei an der Börse und den brennenden Regenwald.
          Der britische Premierminister Boris Johnson vergleicht sich selbst mit dem „unglaublichen Hulk“, der sich aus seinen Fesseln befreit.

          Brexit um jeden Preis : Der wütende Hulk

          Großbritannien werde sich aus seinen „Fesseln“ befreien wie die ultra-starke Comicfigur, wenn es bis 31. Oktober keinen Brexit-Deal gebe, erklärt Johnson. Auch gegen die Anordnung des Parlaments. Vor neuen Gesprächen mit der EU zeigt er sich dennoch „sehr zuversichtlich.“
          Aktivisten der Gruppierung „Extinction Rebellion“ schütten während der Hamburg Cruise Days eine rote Flüssigkeit, die Blut darstellen soll, auf die Treppen.

          Weltweite Klimademonstrationen : Nach dem Protest ist vor dem Protest

          Aktivisten planen einen weltweiten „Klimastreik“, in Deutschland soll in Hunderten Städten demonstriert werden. Die Gruppe „Extinction Rebellion“ will mit Mitteln des zivilen Ungehorsams auf die Folgen des Klimawandels aufmerksam machen.
          Joachim Wundrak im Jahr 2014 neben der damaligen Verteidigungsministerin Ursula von der Leyen.

          AfD-Mitgliedschaft : Wie ein General nach rechts abbog

          Joachim Wundrak war im Führungsstab der Bundeswehr und CDU-Mitglied. Inzwischen zetert er gegen Merkel und Europa. Von Rechtsextremisten in der AfD will er nichts wissen.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.