https://www.faz.net/-iha-9ow8m

İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan’ın uzun kolları: Sıra Türkçe konuşan yabancı medyaya mı geliyor?

  • -Aktualisiert am

Seine seit 2002 verfolgte Medienpolitik ist gescheitert: der türkische Präsident Erdogan am vergangenen Freitag in Istanbul. Bild: AP

“Yerli ve milli” basını prangaya almak ters tepti. Emirle tıpkı basım manşetler atan medyayı kimse izlemiyor artık. Gerçekler, Türkçe yayın yapan yabancı medya üzerinden halka ulaşınca, SETA devreye sokuldu. Fişleme raporları ya savcılara “hazır” bir iddianame olacak ya da vandallar için saldırılacak gazeteciler listesi olarak iş görecek.

          Erdoğan çağında ana akım medyada eleştirel haber yapan gazetecilerin kaderleri aşağı yukarı aynıdır. Önce patronlarına “yüksek yerlerden” yapılan baskıyla işten atılırlar. Sonra seslerini tamamen kısmak için ya tutuklanırlar ya da itibarlarını iki paralık etmek için saçma sapan suçlamalarla yargılanırlar. Bunlardan kurtulmayı başaranları da mutlu bir son beklemez. Saray’ın kovdurduklarına yerel medya kuruluşları cüzzamlı muamelesi yaptığı için açlıkla imtihan edilirler. Ya pes edip makas değiştireceklerdir, örneğin reklam ajansında metin yazarı veya halkla ilişkiler firmasında müşteri temsilcisi olacaklardır. Ya da gazetecilikte ısrar ederek mesleklerini yabancı basın kuruluşlarında sürdüreceklerdir. İkinci seçenek cazip gibi görünse de; “yerli basın”da çalışmaktan çok daha büyük riskler barındırıyor artık!

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          Kendisini “sivil toplum kuruluşu” olarak tanıtan ama aslen "Saray toplum kuruluşu” olan bir SETA’nın hazırladığı fişleme raporuyla, aralarında benim de bulunduğum onlarca gazeteci, yabancı basına çalıştığı için kara listeye alındı. Özgeçmişleri, ideolojik eğilimleri, sosyal medya paylaşımları tek tek sıralanarak “kamuoyu”yla paylaşıldı. Raporun muhtemel alıcıları belli. Ya Saray’ın güdümündeki savcılar için “hazır” bir iddianame olacak ya da yabancı medya düşmanlığı pompalanan vandallar için saldırılacak gazeteciler listesi olarak iş görecek.

          Önce SETA’ya neden “Saray toplum örgütü” dediğimi açayım biraz… 2006’da AKP’ye yakın isimler tarafından “yerli ve milli think-tank kuruluşu” olma iddiasıyla kuruldu. SETA’nın Başkanı Serhat Albayrak, Erdoğan’ın devletin kasasını emanet ettiği damadı Berat Albayrak’ın ağabeyi. Aynı zamanda Saray yanlısı en büyük medya grubu Sabah’ın CEO’su. SETA’nın kurucu başkanı İbrahim Kalın ise Saray’ın Basın Sözcüsü. SETA’nın İstanbul sorumlusu, Saray’ın İletişim Direktörü Fahrettin Altun. Genel Koordinatörü Burhanettin Duran Erdoğan’ın danışmanı. SETA’nın eski ABD sorumlusu Nuh Yılmaz, devletin istihbarat aygıtı MİT’te çalışıyor.

          Bülent Mumay

          200 sayfalık raporun kapağı, içeriği kadar ilginç. Başlık aynen şöyle: “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları.” Terör örgütlerinden söz ediyormuş gibi yabancı medyaya çalışan gazeteciler, “Türkiye uzantıları” gibi kriminal bir ifadeyle tanımlanmış. Rapor, aralarında Deutsche Welle’nin de bulunduğu birçok yabancı kuruluşun Türkçe yayınlarını analiz etme iddiasında. Türkçe yayın yapan yabancı medyanın “Türkiye’nin teröre karşı mücadelesini yeterince desteklemediği”ni iddia eden SETA, Saray’a da şu tavsiyede bulunuyor: “Türkiye’de yayın yapan yabancı medya kuruluşlarının güvenilirliği ve tarafsızlığı takip edilip kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bu maksatla bir yayın takip ve raporlama oluşumu kurulmalıdır.”

          Saray’a açıkça “Yabancı medyayı da denetim altına alın” tavsiyesinde bulunan SETA, birkaç paragraflık analizin ardından en hacimli bölümü gazetecilere ayırdı. Polis fişlemesinden farksız olan bu sayfalarda, gazetecilerin hayat hikayeleri ayrıntılarıyla yer aldı. SETA, bununla da yetinmedi, oluşturduğu kara listeye aldığı gazetecilere ilişkin tuhaf suçlamalarda bulunuyor:

          “Yazılarındaki ana vurgu Türkiye’de insan haklarına saygı duyulmadığı, ülkenin otoriter bir yönetime sahip olduğu üzerinedir.”

          “Türkiye’de gerçeğin peşinde olan gazetecilerin tutuklandığını iddia eden haber içeriklerini paylaşmıştır.”

          Yukarıdaki bu devasa suçlardan bazıları, raporda bana ayrılan bölümde de yer alıyordu elbette: “Türkiye’yi yönelik sert eleştirileriyle bilinen FAZ için haber yapmaktadır. Sosyal medya hesabından da FAZ’ın haberlerini paylaşan Mumay’ın hükümet karşıtı bir dili olduğu açıktır.”

          Peki Saray güdümlü örgüt, gazetecileri neden tek tek fişleme gereği duydu? Daha doğrusu böyle bir rapora neden ihtiyaç duyuldu? Çok basit bir gerekçesi var. Erdoğan’ın 2002’den beri uyguladığı medya politikası iflas etti. 17 yıldır adli ve mali baskılarla medya habitatını alt üst eden Erdoğan, medyanın yüzde 95’ini direkt ya da dolaylı olarak kontrol etmeye başladı. Ancak tamamen propaganda aygıtlarına dönüşen Saray medyasını kimse takip etmiyor. Gazetelerin bayi satışları on binleri geçmiyor, televizyon kanallarındaki pembe haberlere kimse inanmıyor. İktidarın milletvekilleri bile, bu medya yüzünden AKP’nin oy kaybettiğini düşünüyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan kapalı bir toplantıda Erdoğan’a “Neden bizim medyayı izlemiyorlar? Neden (sahibi ABD’li) Fox TV’ye bakıyorlar” diye serzenişte bulundular.

          Türkiye’nin ana akım medyası ortadan kaldırılınca, gerçeğe ulaşma ihtiyacı rafa kalkmadı elbette. Erdoğan’ın yerli medyayı tasfiye etme çabası, yabancı basın kuruluşlarına yaradı. Deneyimli çok sayıda gazetecinin katkısıyla, yabancı kuruluşların Türkçe yayınları bu boşluğu doldurdu. Saray medyası susunca, halk gerçekleri Alman, İngiliz, ABD’li kamu yayıncılarının Türkçe yayınları üzerinden öğrenmeye başladı. Ancak bu “sızıntı”ya Saray’ın tahammülü yoktu elbette. SETA’ya hazırlatılan sözde raporla, bu yayın kuruluşlarına hizmet veren gazeteciler birer hedef haline getirildi. Yabancı devletlerin kurumlarını direkt hedef alamayanlar, Türk pasaportu taşıyan muhabirleriyle uğraşacaklarının sinyallerini verdiler.

          Weitere Themen

          Hoffnung im Angesicht der Apokalypse Video-Seite öffnen

          Filmkritik „Endzeit“ : Hoffnung im Angesicht der Apokalypse

          Blutverschmierte Münder, abgehackte Gliedmaßen und Non-Stop-Action – so kennt man als geneigter Zuschauer das Zombiefilm-Genre. Wie sich der deutsche Film „Endzeit“ dagegen abhebt und warum man gerade als Nicht-Zombie-Fan den Gang ins Kino wagen sollte, erklärt F.A.Z.-Redakteur Andreas Platthaus.

          Topmeldungen

          Wirtschaftsminister Peter Altmaier (CDU) hat sich jüngst auf einer Reise durchs Silicon Valley inspirieren lassen.

          Gaia-X : Göttername für Altmaiers europäische Super-Cloud

          Die vernetzte Industrie muss mehr Daten verarbeiten. Der deutsche Wirtschaftsminister will darum eine Alternative zu Amazon und Microsoft schaffen – jetzt stehen die Eckpunkte fest.

          TV-Kritik: Maybrit Illner : Mehr Labilität wagen!

          Zehn Tage vor zwei Landtagswahlen im Osten kehrt Maybrit Illner mit ihrer Talkshow aus den Ferien zurück. Dabei stiftet sie einen fruchtbaren Streit – mit überraschendem Ergebnis.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.