https://www.faz.net/-iha-a1fnq

İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan’ın Ayasofya çarkı sebepsiz değil

  • -Aktualisiert am

„Das ist ein einziges Ränkespiel“: Erdogans Kalkül hinter der Hagia Sofia-Entscheidung Bild: AP

Erdoğan, 18 yıllık iktidarının en sıkıntılı anında Ayasofya kartını cebinden çıkardı. Ama refah yerine hamaseti, ekmek yerine dini hamleleri kullanmanın da bir sınırı var. Bu sınırın genişliğini, biri iç diğeri dış dinamik şekillendirecek.

          3 Min.

          Bundan iki yıl önce bu zamanlar, seçim merkezlerine yerleştirilen çifte sandıklarda oy kullanmak için kuyruğa girmiştik. Etkisi ve gücü azaltılmış Meclis’in yeni üyelerini, neredeyse padişah yetkileriyle donatılmış yeni sistemin ilk cumhurbaşkanını seçecektik… Oylarımızı kullanmamızdan çok önce başlayan seçim kampanyasında neler vaat edilmemişti ki… Erdoğan’ın getirdiği “Türk tipi başkanlık sistemi” sayesinde devletimiz daha hızlı çalışacak, demokrasimiz gelişecek, enflasyon ve işsizlik düşecekti. Hızını alamayan iktidar, yeni sistemle Türkiye’nin uçacağını iddia etmişti. Erdoğan, seçilmiş ilk sultan olmak için yaptığı mitinglerde şu cümleleri sarf ediyordu: “Verin bu kardeşinize yetkiyi, dolar ne oluyor, faiz ne oluyor, Türkiye nasıl uçuşa geçiyor görün!”

          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

          Vaatlerin yağmur gibi yağdığını gören muhafazakar seçmenler, yıllardır gördükleri bir rüyayı -fırsattan istifade-  araya sıkıştırmak istiyorlardı. Erdoğan’a sıklıkla, Atatürk’ün müze haline getirdiği Ayasofya’yı ne zaman cami yapacağını soruyorlardı. Oy toplayabilmek için neredeyse her konuda uçuk vaatlerde bulunan Erdoğan, mesele tarihi kiliseye gelince soğuk bir gerçekçilik sergiliyordu. Geçen yerel seçimler öncesinde, Ayasofya’nın camiye çevrilmesini isteyenlere şu yanıtı veriyordu: “Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah.” Bir başka konuşmasında da, tarihi kilisenin camiye çevrilmesinin “götürüsü” olacağına işaret ederek şu uyarıda bulunuyordu: “Bizim için faturası ağır olabilir. Ayasofya'nın açılmasını isteyenler, yurt dışındaki camilerimizin başına ne gelir hiç düşünüyor mu? Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim.”

          Bülent Mumay
          Bülent Mumay : Bild: privat

          Peki ne oldu da Erdoğan aniden görüş değiştirdi? Ayasofya’yı camiye çevirme konusunda, sözünü ettiği “tezgah”a mı geldi? Yoksa “oyuna gelecek kadar istikametini kaybeden” bir lidere mi dönüştü? Bunu anlamak için öyle uzun uzadıya siyasi, diplomatik analizler yapmaya, komplo teorileri aramaya gerek yok. Bundan iki yıl önceki vaatlerin akıbetini açık kaynaklardan kontrol etmek, Ayasofya için yapılan 180 derecelik dönüşü açıklamaya yetiyor.

          “Türk tipi başkanlık” modelinin iki yılını tamamladığımız bugünlerde, gelin Erdoğan’ın “uçurma” sözü verdiği ekonomiye dair verilerle başlayalım… Temmuz 2018’de 4,73 TL düzeyindeki dolar kuru, bugün 6,9 seviyesinde… 1 Euro, seçimden önce 5,4 liraydı; bugün 7,8 lira. Başkanlık sisteminde tek haneye düşürme sözü verilen yıllık enflasyon, resmi verilere göre yüzde 13’e dayandı. Çarşı-pazara çıkacak olursanız gerçek rakamın yüzde 40’ı bulduğunu görürsünüz. 2018’de yüzde 10 olan işsizlik, yine hükümetin rakamlarına göre bugün yüzde 14. Oysa gerçek tablo çok daha vahim… Erdoğan’ın 2 yıllık başkanlık sisteminde Türkiye’nin işsizler ordusu, çalışanları solladı. 20.5 milyonluk çalışana karşılık, 22.8 milyon işsizimiz var.

          Seçim vaatlerine göre Türkiye yabancı sermaye için çekim merkezi olacaktı. Oysa yeni sistemin getirdiği belirsizlikler yüzünden, -dünyanın en yüksek faizlerinden birini vermemize rağmen- sadece son 6 ayda 12 milyar dolarlık yabancı sermaye çıkışı oldu. Seçimlerden önce milli gelirimizi artırmaktan, halkı refaha ulaştırmaktan söz ediyordu Erdoğan. Oysa ilk “seçilmiş padişah” ile ekmeğimiz daha da küçüldü. Milli gelir, 884 milyar dolardan 758 milyar dolara düştü. Önceki yıllarda 13 bin dolara yaklaşan kişi başı milli gelir, 2018’deki 9750 dolar seviyesinden bu yılın ilk çeyreğinde 7 bin doların da altında indi.

          Uçurma sözü verdikten sonra yere çakılan sadece ekonomi olmadı. Başkanlık sistemi, Türkiye’yi sadece iki yıl içinde neredeyse her alanda geriye götürdü. Sıkıntıları olan bir demokrasiden, de-facto diktatörlüğe terfi ettik. Dünyada her geçen gün daha da yalnızlaşan iktidar, içerideki sıkışmayı da muhalefeti daha fazla baskılayarak aşmaya çalıştı. Freedom House’ın raporuna göre Türkiye, 100 üzerinden 31 puan alarak özgür olmayan ülkeler statüsüne indi. Siyasal hak ve özgürlüklerde 41 OECD ülkesi arasında son sıradayız artık. İfade özgürlüğü konusunda 149 ülke arasında 129. sıradayız. Yargı bağımsızlığında 50, basın özgürlüğünde 54 sıra birden geriledik.

          Yukarıdakiler size bir fikir vermiştir. Erdoğan iki yıl önce vaat ettiklerinin tam tersini yaptı. Erdoğan’ın iyileştirme sözü verdiği demokrasi ve ekonomimiz tepetaklak oldu. Soğuk bir gerçekçilikle “yapmayacağı”nı söylediği Ayasofya konusunda da tam tersi bir adım attı. Hayır hayır, Erdoğan iki yıl önceki demecindeki gibi “istikametini kaybettiği” için tarihi kiliseyi camiye çevirmiyor. Aksine, aynı istikamette (siz bunu aynı koltukta diye okuyun) kalabilmek için kaybettiği oyları geri kazanmaya çalışıyor. Yüzde 30 bandına düşen partisinden uzaklaşan seçmenleri, din üzerinden yeniden kendi ekseninde tutmaya çalışıyor.

          2023 seçimlerine daha üç yıl var. Ayasofya “coşkusu”, her geçen gün daha da yoksullaşan halkın karnını doyuracak mı? Daha önemlisi, bu hamlenin etkisi AKP’yi 3 yıl daha idare edecek mi? Kuşkusuz Ayasofya Erdoğan’ın cebindeki tek kart değil. Şapkasındaki tavşanların sayısının da az olduğunu söylemek mümkün değil. Ama refah yerine hamaseti, ekmek yerine dini hamleleri kullanmanın da bir sınırı var. Bu sınırın genişliğini, biri iç diğeri dış dinamik şekillendirecek. Türkiye’deki muhalefetin; Erdoğan’ın bu hamlelerini boşa çıkaracak, kutuplaştırma tuzağına düşmeyecek, halkın gerçek sorunlarını gündemde tutacak bir söylem tutturması çok önemli. Geçen seneki yerel seçim zaferini getiren tam da bu söylemdi. Ama en az bunun kadar önemli bir soru, Batı’nın -kısa vadeli çıkarlarla- Erdoğan’ın şantajlarına boyun eğmeye devam edip etmeyeceğidir.

          Weitere Themen

          Erdoğan’ın öldüren vergileri

          İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan’ın öldüren vergileri

          Yüksek vergilerin altında ezilmekle kalmıyoruz artık. Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”sinde vergiler artık can almaya başladı. İçkiye 10 yılda yüzde 500 zam gelince evlerde üretim patladı. Etil alkol satışı da yasaklanınca, sahte içkiden iki haftada 70 kişi öldü.

          Topmeldungen

          Corona-Absperrungen und Wegweiser im Tübinger Luise-Wetzel-Stift.

          Ärzte gegen Wissenschaftler : Was ist die richtige Waffe gegen das Virus?

          Ärzteverbände stellen sich gegen die Forderung der Wissenschaft nach harten Maßnahmen. Die Infektionszahlen dürften nicht um jeden Preis gesenkt werden. Hinter den gegensätzlichen Positionen stehen auch wirtschaftliche Interessen.

          Fast alle Medien gegen Trump : Amerikas Presse wählt blau

          Die meisten amerikanischen Zeitungen empfehlen ihren Lesern, wen sie zum Präsidenten wählen sollen. Das Votum fällt eindeutig aus. Ein „Gegengift“ zu Donald Trumps Charakterzügen wird empfohlen.

          Eröffnung des Flughafens : Der Mann, der den BER vollendet

          Nicht zu fassen: Berlins neuer Flughafen ist tatsächlich fertig – mit jahrelanger Verspätung. Der Chef der Flughafengesellschaft FBB verzichtet auf große Töne. Ein Porträt.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.