https://www.faz.net/-iha-8w5oz

İstanbul’dan mektuplar : Almanya, Erdoğan’ı Sultan yapmak istiyor

  • -Aktualisiert am

Recep Tayyip Erdogan Ende Oktober 2014 im neuen türkischen Präsidentenpalast in Ankara. Bild: dpa

Bülent Mumay’ın yazdığı “İstanbul’dan Mektuplar” artık hem Türkçe, hem Almanca. İşte ilki: Türkiye seçimleri öncesi Almanya’dan yükselen her tepki, Saray’ın evet propagandasına yarıyor. Neden mi? Anlatayım…

          4 Min.

          Başlıktaki savı, çok mu iddialı buldunuz? Sadece 5 dakikanızı alacağım o zaman. Biraz sabredebilirseniz, -ki ilerleyen satırlarda sabrın ne denli önemli olduğundan da söz edeceğim- belki derdimi anlayabilirsiniz.

          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın
          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne

          Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli seçime bir aydan az bir süre kaldı. 1923’ten bu yana, zaman zaman askeri darbelerle kesilen parlamenter bir demokrasiyle yönetiliyoruz. Tam olarak hiçbir zaman ideal, batılı, katılımcı bir demokrasi olamadık. Eksiğiyle, gediğiyle 2017 yılına kadar halkın oylarıyla seçilen Meclis’in denetlediği bir sistemimiz oldu. Kimi zaman kağıt üzerinde de kalsa, kuvvetler ayrılığının olduğu bir sistem ile yönetildik.

          Bülent Mumay
          Bülent Mumay : Bild: privat

          16 Nisan’da ise ülkenin kaderini tek bir kişinin eline verecek olan bir sisteme ya evet, ya da hayır diyeceğiz. Çok fazla detaya girmeyeceğim ama başlıktaki ‘Sultan’ sözcüğünü anlatabilmek için biraz açmam gerek. Bugüne kadar hiçbir başkanlık sisteminde olmayan güç ve yetkilerle donatılmış bir kişi, ülkeyi tek başına yönetecek. Halk tarafından seçilmeyen dilediği ismi, bakan ya da başkan yardımcısı yapabilecek, yargı kadrolarının neredeyse tamamını atayacak, kendi belirlediği milletvekillerini halka seçtirebilecek. Yazdığı her şey kanun olacak, üstüne üstlük istediği an, neredeyse hiçbir işlevi kalmayan Meclis’i de tek imzasıyla feshedebilecek. Adına başkanlık sistemi deniyor ama tarihimizdeki ‘Sultan’ koltuğundan hiçbir farkı yok, değil mi?

          Devam edelim... İşte böylesine kritik bir seçimi kazanabilmek için Sultan koltuğunun en önemli adayı Erdoğan ve partisi AKP, sandıktan evet çıkarabilmek için her şeyi yaptı. Gazeteciler, muhalefet partisi liderleri, akademisyenler cezaevinde. Devlet aygıtı tüm gücüyle evet propagandası yaparken, hayır için sokağa çıkanlar ya gözaltına alınıyor, ya da bazı grupların saldırısına uğruyor. Erdoğan’ın ağzından defalarca “Hayır diyenler terörün yanındadır” açıklaması gelmesine rağmen anketlerden net bir “evet” çıkmadı henüz. Neredeyse tüm anketlerden bıçak sırtı bir sonuç çıkıyor. Kimisinde evet, kimisinde hayır birkaç puanla önde. İçeriyi kutuplaştırma politikasından daha fazla sonuç alamayan iktidarın yardımına Avrupa yetişti.

          İktidar partisi, reaksiyon alacağını bilerek, siyasetçilerini propaganda için Avrupa’ya göndermeye başladı. Önce Almanya, ardından Hollanda’nın AKP’li siyasetçilere yönelik engellemeleri, Saray’ın değirmenine su taşımaya başladı. Uzunca bir süredir Batı karşıtlığı üzerinden milliyetçi bir dalga yükselten Erdoğan ve partisi, “kendilerine savaş açan Avrupa” söylemine sarılarak oylarını içeride artırmaya başladı. Zaten Avrupa’ya gönderilen siyasetçilerin öncelikli amacı oradaki Türklerin oyunu almak değildi. Asıl hedef, Avrupa’dan gelecek olumsuz bir adımla Türkiye’deki kararsız seçmenleri “Batıyla tek başına mücadele eden lider” Erdoğan’ın yanına çekmekti. Önce İsviçre’de Blick’in “Türkiye’de Erdoğan’ın diktatörlüğüne hayır oyu kullanın” Türkçe başlıklı manşeti, ardından Bild’in “Demokrat değilsiniz, burada istenmiyorsunuz” manşeti de, Türkiye’de “evet” cephesine destekten başka bir anlama gelmiyordu. Erdoğan da, bu başlıkların kendisine yaradığını söylemekten çekinmiyordu. Altın varaklı koltukta verdiği son röportajında Batı basınındaki hayır çağrılarını şöyle yorumluyordu: “Bu ne demektir? Bu aslında tersinden okursanız, evet demektir...”

          Weitere Themen

          Topmeldungen

          Tourismus-Krise : Das große Sterben der Hotels

          Stadturlauber fehlen, Geschäftsleute auch: Viele Hoteliers bangen um ihre Existenz. Das Aus für erste Adressen wie das „Anna“ in München oder den Hessischen Hof in Frankfurt gilt als Auftakt einer „dramatischen Auslese“.

          Corona-Infektionen : Bund und Länder wollen Privatfeiern beschränken

          Ein Beschlussvorschlag für die Bund-Länder-Konferenz am Nachmittag sieht konkrete Höchstteilnehmerzahlen für private Feiern vor. Ausnahmen soll es nur mit Hygieneplan und Genehmigung vom Gesundheitsamt geben.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.