http://www.faz.net/-iha-8xxjb
HERAUSGEGEBEN VON WERNER D'INKA, JÜRGEN KAUBE, BERTHOLD KOHLER, HOLGER STELTZNER
F+ Icon
F.A.Z. PLUS
abonnieren

Veröffentlicht: 18.05.2017, 14:44 Uhr

İstanbul’dan mektuplar Türkiye’de mümkün: 55 saniyede terörist olmak

Türkiye’de muhalefetteki siyasetçiyi kurşunladıktan sonra sokakta gezebiliyorsunuz. Ama sadece 55 saniye yayında kalan bir tweet atarsanız özgürlüğünüzden oluyorsunuz. Bunun için gazeteci olmanıza gerek yok, lise öğrencisi olmanız yeter!

von Bülent Mumay
© AFP Die Proteste im Sommer 2013 verdarben Erdogan die Laune: Demonstranten Anfang Juni 2013 auf dem zentralen Platz Kızılay in Ankara.

Kaynağını İslam’ın kutsal kitabı Kuran’dan alan bir söz, bizim topraklarımızda sıklıkla kendini yeniden hatırlatır. Her seferinde kendi doğrulamasını da yapar bir nevi: “Her şey, aslına rücu eder…”

Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın
Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne

Bu söz teolojik olarak, her şeyin özünün Allah’ı işaret ettiğini anlatsa da gündelik yaşamda, insanın her zaman özüne geri döndüğünü betimlemek için kullanılır. Ya da o 'öz’ün, aslında hiç değişmediğini vurgulamak için…

Hayatın birçok alanından daha güçlü olarak, bu söz kendini siyaset arenasında belli eder. Değişim iddiasıyla yola çıkanların, çok vakit geçmeden o eski benliklerine yeniden ve hızla kavuştuklarına sıkça tanık olunur. Erdoğan’ın iktidarında bu ‘dejavu’ya benzer hissi sadece bir değil, iki kez yaşadık. Başladığı yere geri dönmesine büyük hayal kırıklıkları ve büyük bedeller eşliğinde tanık olduk. İlkiyle başlayalım…

Mehr zum Thema

2001 yılında arkadaşlarıyla birlikte yıllarca siyaset yaptığı İslamcı gelenekten istifa etti. Avrupa’daki Hıristiyan demokratlardan hareketle kendilerine “Müslüman demokrat” diyen bir grup arkadaşıyla birlikte, merkezdeki boşluğu doldurmaya talip oldu. Başardı da. 11 Eylül sonrası dönemde hem ABD hem de Avrupa için de rol model olmaya hazırdı. Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde atılan demokratik adımlar, ekonomik göstergelerdeki iyileşmeler, hem içeride hem dışarıda yankı buluyordu.

Yalnız alkış arttıkça elindeki güç yetmiyor, yeni güçler edinince de o "Müslüman demokrat” kimlikteki ‘demokrat’ hanesinin boyası akmaya başlıyordu. Ülkeyi o dönem gayriresmi bir koalisyonda birlikte yönettiği Gülenciler ile birlikte, önlerindeki son engel olarak gördükleri ordudaki Kemalist kanada karşı bir operasyona giriştiler. 2008’de sözüm ona ordunun içindeki darbe hazırlığı yapanları tasfiye amacıyla çoğunluğu subay yüzlerce insanı tutukladılar. Ve elbette birçok gazeteciyi… 

Autorenportrait / Bülent Mumay © privat Vergrößern Bülent Mumay

Erdoğan artık, 2001’de kendini "Müslüman demokrat” ilan etmeden söylediği yerdeydi. "Aslına rücu ediyordu.” O ünlü demecindeki “Demokrasi bir tramvaydır. İstediğimiz durağa geldiğimizde ineriz” söylemi geri dönmüştü. İstediği durağa yaklaşıyordu belli ki, kendisi gibi düşünmeyenlere tahammül etmek zorunda olmadığını hatırlamıştı. Kamuoyunda, yapılan operasyonlara yönelik tepkilere, -henüz güçler ayrılığının olduğunu sandığımız- o yıllarda şöyle yanıt veriyordu: “Ben bu davanın savcısıyım.” O dönem gizli ortağı Gülen’in emniyetteki örgütlenmesini kitaplaştıran gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmasını ise şöyle savunuyordu: “Bazı kitaplar bombadan tehlikelidir.”

Türkçe’de bir tabir vardır. “Öküz öldü, ortaklık bozuldu.” Öküzün neden öldüğünü hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Ama Erdoğan ile Gülen arasındaki ortaklık, şiddetli bir kapışmayla sona erdi. Emniyet ve yargı bürokrasisini elinde bulunduran Gülenciler, Erdoğan’a yönelik bir yolsuzluk operasyonu başlattı. Kavga büyüyerek geçen yılki 15 Temmuz’daki darbe girişimine kadar geldi. Erdoğan, darbe girişiminden 4 yıl öne Gülen’i terörist ilan eder etmez tutuklu o subayları, gazetecileri serbest bıraktı. “Savcısıyım” dediği davaları kumpas ilan etti, Gülenciler tarafından kandırıldığını söyledi. Allahtan ve milletten af diledi.

Demokrasi tramvayına yeniden biner gibiydi. Ülkenin en büyük açık yarası olan Kürt sorununun çözümü için cesur adımlar atmaya başladı. PKK ile dolaylı müzakereler devam ediyordu. Ancak Gezi Direnişi, kimyasını yeniden bozmuştu. Kentin az sayıdaki yeşil alanından birine Osmanlı Kışlası dikme isteğine isyan eden gençleri görünce, o indiği eski durağı hatırladı. Bundan sonra da o tramvaya pek binmek istemedi. Belli ki istediği durağa yaklaştığını düşünüyordu.

“Bombadan daha tehlikeli” dediği kitabı yazan Ahmet Şık dahil onlarca gazeteci, bu kez 15 Temmuz darbesinden dolayı aylardır tutuklu. Şimdilerde kendisi değil, tamamen Saray’a bağladığı yargı “gereken"i söylüyor. Gülenciler ile ortakken “Bombadan tehlikeli kitaplar” vardı. Gülenciler “terörist” oldu, “kurşunlardan daha tehlikeli” başlıklar ve tweetler var artık. Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı’na kurşun yağdıran saldırgan, birkaç ay içinde serbest bırakıldı. Vücuduna iki kurşun isabet eden muhalif siyasetçi şans eseri yaşıyor. 

Bir siyasetçinin yaşamına kast eden saldırganı serbest bırakan yargımız, aynı gün bir haber başlığı nedeniyle bir gazeteciyi evini basıp gözaltına aldı… Erdoğan’ın hedef tahtasına oturttuğu Cumhuriyet Gazetesi’nin internet editörü, bir savcının can verdiği trafik kazası haberindeki başlık nedeniyle tutuklandı. Gerekçe, sadece 55 saniye yayında kalan bir başlıkla "Gülen terör örgütü propagandası yapmak.” Son tutuklamayla Cumhuriyet’in cezaevindeki tutuklu yönetici sayısı 13’e yükseldi.

İşinizi, okulunuzu, özgürlüğünüzü kaybetmeniz için ille de gazeteci ya da akademisyen olmanız gerekmiyor. Yetişkin olmanıza bile gerek yok. Bir tweet atmanız yetiyor… Ülkenin 5. en büyük kenti olan Adana’da bir lise öğrencisi, sosyal medyada yaptığı paylaşımda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alındı. Savcılık, 16 yaşındaki genç kızın tutuklanıp hapse atılmasını istedi. Mahkeme, insaf edip o kadarını yapmadı. Genç kızın ev hapsine alınmasına karar verdi.

Aslına rücu edenlerin ülkesinde kurşun atanlar serbestken, tweet atanlar sokağa ancak evlerinin penceresinden bakabiliyor. Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” kitabı, “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” cümlesiyle başlıyordu. Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”sinin ilk cümlesi de çok farklı değil. Bir gün bir başlık atıyorsunuz ya da bir tweet, bütün hayatınız değişiyor.

Glosse

Nackte Frauen reichen nicht mehr

Von Ursula Scheer

Alles außer Autoreifen: Es begann mit leicht bis kaum bekleideten Frauen, doch das ist längst kein Thema mehr. Der Pirelli-Kalender gibt sich immer bedeutsamer. Mehr 2 7

Abonnieren Sie den Newsletter „Literatur“

Zur Homepage