http://www.faz.net/-iha-8x13u

İstanbul’dan mektuplar : Erdoğan bu kez sahada değil, masa başında kazandı

  • -Aktualisiert am

Ein Mann, eine Faust: Der türkische Staatspräsident am Tag nach dem Referendum in Ankara Bild: AP

30 büyükşehirden 17’sini kaybeden, Anadolu’daki muhafazakar kentlerde oyları hayır cephesine kazanan Erdoğan gerçekten bir zafer kazanmış olabilir mi? Yüzde 62’lik koalisyonla girdiği referandumu, 2.5 milyon şüpheli oyları saydırarak, yüzde 51’le kazanması ne anlama geliyor?

          Herhangi bir alanda yenilgiyi kabul eden, bundan ders çıkarıp yenilmemeyi -hatta daha iyi oynayıp kazanmayı- öğrenen bir millet olduğumuzu söyleyemem. O yüzden bizde, sahadan yenik ayrılan oyunculara uzatılan mikrofona hep aynı bahaneler sıralanır: “Hava ve saha şartları kötüydü… Sakat arkadaşlarımız vardı. Hakem rakibin lehine kararlar verdi. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız…”

          Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın
          Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne

          Kaybede kaybede kazanmayı öğrenmemiş olabiliriz. ‘Öğrenilmiş çaresizlik’le yaşamak en büyük hobimiz. Ama maç oynanırken, kazanmak için kural değiştirmeyi geçen pazar keşfettik. Üstelik, tarihimizin en kritik seçiminde. Oylamanın devam ettiği saatlerde yaptığımız yasadışı kural değişikliğiyle, ülkenin kaderini tek bir adama -çok büyük olasılıkla 2019’da devralmak üzere Tayyip Erdoğan’a- teslim ettik.

          Maça, pardon seçime, centilmenliğe pek yakışmayan bir atmosferde hazırlanmaya başlamıştık zaten. Takımlardan birinin taraftarları sürekli gözaltına alınıyor, tezahürat yapmaları engelleniyor, şarkıları yasaklanıyordu. Tarafsız haber yapabilecek gazeteciler tutuklanıyor, Meclis’teki Kürtlerin temsilcileri bir bir cezaevine tıkılıyordu. Hayır cephesi bunlarla mücadele ederken, devlet sadece ‘evet’i tutmakla kalmıyor, diğer takımın kendisi oluyordu.

          Eşitsizlik, sadece atmosferin kendisinde değildi. Devlet evet forması giymemiş olsaydı da eşitsiz güçlerin mücadelesi olacaktı. Bir önceki seçimlerden yüzde 62 oy alan AKP-MHP bloku evet için; toplamda yüzde 36 gücü olan CHP-HDP bloku hayır için mücadele ediyordu. Susturulmuş bir medya, ele geçirilmiş bir emniyet-yargı tahakkümü altında yapılan karşılaşma öncesinde bahisler, yine de kimsenin lehine bir zafer göstermiyordu.

          İşte bu koşullarda başlayan mücadeleye hayır cephesi, sürpriz bir atakla başladı. Milliyetçi parti MHP yönetiminin evet demesine tepki gösteren küskün seçmenleri kazanmışlardı. Genel seçimlerde AKP’ye oy veren, ancak dünyada eşi benzeri olmayan “Türk tipi başkanlık” sisteme soğuk bakan vatandaşların da desteğini almışlardı. Hayır cephesi bu rüzgarla galibiyete doğru ilerlerken hakem maçı durdurdu. İşlerin yolunda gitmediğini fark eden AKP, seçimi düzenleyen devlet kuruluşu Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurarak “Üzerinde mühür bulunmayan oyların da kabul edilmesini” istedi.

          Özellikle ülkenin Doğu ve Güneydoğusundaki birçok sandıkta mühürsüz oylar kullanılmış, muhalefet bu oyları kabul etmek istemeyince AKP, YSK’nın kapısını çalmıştı. Oylama devam ederken yapılan itirazı kabul eden YSK, devletin yasasına ve kendi yayınladığı genelgedeki açık ifadeye rağmen mühürsüz oyları kabul etme kararı verdi. Aynı kurum, 3 yıl önce tam aksi bir taleple başvuruda bulunan AKP’ye yine olumlu yanıt vermiş, muhalefete giden tek 1 mühürsüz oy yüzünden o kentteki yerel seçimi iptal etmişti. Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri kameralar karşısına geçerek “Maç oynanırken kural değiştirilmez!” dedi. Ama o isyan elbette bir işe yaramadı, birkaç saat sonra da sandıklar kapandı.

          Bülent Mumay
          Bülent Mumay : Bild: privat

          Türkiye, nefesini tutarak sonuçları beklemeye başladı. Doğu’dan gelen ilk sonuçlarda evet cephesi yaklaşık yüzde 65 olarak görünüyordu. Ancak saatler ilerledikçe ibre hayır lehine doğru ilerliyordu. Saatler 21.00’i gösterdiğinde, devletin resmi haber ajansı sonucu açıkladı: Yüzde 51.4 evet, yüzde 48.6 hayır. Türkiye, adeta bir fotofinişle rejimini değiştirmişti. Aradaki oy farkı 1,3 milyon olarak açıklanmıştı. Ancak YSK’nın kabul ettiği mühürsüz oy sayısının 2,5 milyon olduğu ortaya çıkınca, hayır cephesinde büyük bir isyan başladı. Sonuç değişmedi elbette. Hakim ve savcıların yönettiği Yüksek Seçim Kurulu, devletin yasasını çiğneyerek sahada kazanamayan Erdoğan’a, başkanlık sistemini masa başında hediye etmiş oldu.

          Weitere Themen

          Türkiye’nin otoriter babası

          İstanbul’dan mektuplar : Türkiye’nin otoriter babası

          Türk siyasetinde “Baba” dendiğinde akla Demirel geliyor. Ama Erdoğan, o baba figürünü alıp bambaşka bir yere götürdü. Ülkenin aile “Reis”i olarak bizim için neyin iyi olacağına karar veriyor. Kaç çocuk yapacağımızı da, arabamızın camlarının rengini de, futbol takımımızdaki yabancı oyuncu sayısını da o belirliyor.

          Topmeldungen

          Jamie Dimon ist seit dem Jahr 2005 Vorstandsvorsitzender von Amerikas größter Bank.

          Neue Rangliste : Seine Bank ist die gefährlichste der Welt

          Infolge der Finanzkrise gibt es nun jedes Jahr eine offizielle Rangliste der Geldhäuser, von denen potentiell die größten Risiken ausgehen. Nun liegt eine Bank an der Spitze. Und ein deutsches Institut gehört zumindest zur Gruppe danach.

          Newsletter

          Immer auf dem Laufenden Sie haben Post! Abonnieren Sie unsere FAZ.NET-Newsletter und wir liefern die wichtigsten Nachrichten direkt in Ihre Mailbox. Es ist ein Fehler aufgetreten. Bitte versuchen Sie es erneut.
          Vielen Dank für Ihr Interesse an den F.A.Z.-Newslettern. Sie erhalten in wenigen Minuten eine E-Mail, um Ihre Newsletterbestellung zu bestätigen.